30 Ağustos 2013 Cuma

İstanbul ve İstanbul...


 İstanbul...Gitmeyenin içinde kalan ukte,gidenin diline düşen efsane...Gezmekle görmekle bitmeyen, yaşamaya doyum olmayan ama asla yaşanmayacak bir yer olan,dilere pelesenk olmuş ,aşıkların gönlünü fethetmiş şairlerin dilinden düşmeyen şehir...

Bu yaz yolumuz İstanbula'ydı.Tatile gidemeyeceğimizden,içimizi İstanbul ile bi nebze ferahlatalım istedik...Doğru bir seçim olduğunu,dönüş yolunda,yüzlerimizde kalan tatlı tebessümle anladık...Çok gezdik,çok yorulduk,çok eğlendik...Koştuk koştuk ama görmek istediğimiz yerleri bu kadar kısa zamanda bitiremedik...Daha nereler mi var?Nereler yok ki...İstanbul gerçekten doya doya,kana kana içilmesi gereken,her köşesindeki saklı güzelliğin görülmesi,tarihe tanıklık eden yanının tadına varılması ve turizm açısından değerinin bilinmesi gereken bir şehir.


  Gülhane Parkı ile başladı ilk günkü yolculuğumuz...Gülhane Parkı, İstanbul'un Fatih ilçesinde yer alan ve vakt-i zamanında bir yanı Topkapı sarayına açılan,içinde güllerin ve koruların olduğu tarihî bir parktır.Şimdilerde ise tüm halka açık sakin,kafa dinleyeceğiniz bir alan.


Okuduğum Osmanlı kitaplarının ve izlediğim dizinin etkisinden olsa gerek ben hep Osmanlı dönemindeki halini canlandırıp durdum kafamda.Eteklerini salına salına gezen sultanlar,o dönem yaşanan olaylar,entrikalar...Nice nice milletlerin gelip geçtiği,nice milletlerin ayak bastığı toprak;bi düşününsenize...Kimbilir;tarihten başka kimsenin tanık olamadığı,ne olaylar yaşandı oralarda....Neyse biraz fazla etkiliyor sanırım beni Osmanlı tarihi.


Gülhane parkının kuzeyinde yeralan Gotlar Sütunu...  

Soluklanmak için yürüyüşümüze ara verdiğimiz bir anda çekildi kendileri...
 Sonrasında Topkapı Sarayına doğru yola koyulduk...

1 yorum:

Çiğdem Durukan dedi ki...

Sevgili Minti, İstanbul başka bir alem, başka bir dünya...ne iyi yapmışsınız gelmekle....sevgiler :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...