28 Aralık 2014 Pazar

Yusuf Yüzlü Miniğim...


"Ahh çocukkkkkkk !! Canımın canıyla sohbete dalarken mescidin içinde, bilezik diye adlandırdığı tesbihleri kırmızı halının üzerinde dans ettiriyordu...Sohbetimizi bölüp, arkadaşımın yüzüne bakma eylemimi sonlandırıp koşma hızını ayarlayamayan gözlerim onunla buluştu .. Durduk bir süre .. Sadece baktık .. baktık .. baktık .. Yanına gittim..Bilezikleriyle oynadığı zamanki hızından olsa gerek, yüzüne bakmak nasip olmamıştı .. Bana bakmasını istedim anlık bir iç sesle .. Baktı .. Baktı .. Baktı .. Ahhhhhhh Yusuff... ahhhhh Yusufffff diye haykırdı bağrım.... Sarıldım, kokusunu üzerime sürdüm..Kitap okudum dinledi , mescidin içinde deliler gibi koştum onunla eğlendi, eğlendik... Avcunu açtı, dualar ettik .. kevser suresini okudu bana .. Nas, Subhaneke ... Ahhhh dedirtti ahhhh ... içimdeki erkek evlat isteme arzusunu doruklara çıkardı bu çocuk ... sonra annesi geldi yanımıza tebessüm ederek .. Çocukla oyunlara dalarken Ankara'da yaşadıklarını  Antalya'ya geldiklerini söyledi annesi.. Oradan bağladık sohbeti. .Yolcuyuz dedi .. Peki siz diye yöneltti soruyu .. Bizde yolcuyuz .../ Derin mi derin sohbet oracıkta filizlenmeye niyetliydi çoktan , tevafuk kardeşliğini yol esnasında yolcularla karşılaşan dolu mu dolu anneyle .. Ve ve ve o çocuk ... Arkadaşımla sohbete devam ederlerken evimden getirdiğim mandalinamı onunla paylaştım.. Sohbetin derinliğini bozmasın diye ... ona kalsa çocuk doğası gereği annesini hep soru yağmuruna tutacak, sohbetin tadına cımbız sokacaktı .. Ama tatlı cımbız.. Biz de mandalina oyunu oynadık meraklı sorularını avutaraktan .. yedi yedik .. Mandalina kabuğunun içine doldurdu çekirdekleri. Ankara'ya götürüp dikecekmiş... Neyse ....o kadarrrr çok anlatılacak şey yarattı ki bana .. Veda zamanı vurmuştu bu yolculara.. Ellerini kocaaaaaamaaan açıp sarıldı bana ... ama nasılll bir sarılma... Allahımmmmmmm... Kokusunu çektimm derin derin ... Son bakışı ve avcunun kenarından kopardığım öpücüğü yetti bana .... Şükür Allahımm... Binnn şükürr.." Ayşegül Güneş"



Diye yazıyordu sayfasında,güzel yüzlü Ayşegül'ümüz,oğlum hakkında...
...Antalya yolculuğunda tanıdık sevdik hemhal olduk kendisiyle...Daha 21 yaşında belki ama yüreği emin olun 21 bin yaşında...Böylesine genç bir yaşta bunca güzel huyu nasıl da toplayıvermiş kendisinde şaşıyorum.Ben 21imdeyken daha uçarıydım diyorum kendi kendime... 
Oğluma sayıyor da sayıyor güzel sözleri ardı ardına..."Maşallah algısı çok açık, maneviyatı yüksek bir çocuk diyor".
"İnşallah" diyorum.

İnşallah, haktan,Hakikatten,Hakkın yolundan hiiiç ayrılmaz diyorum...Elimizden geldiğince haramı helali,hakkı batılı,olmazı OLduranı,öğretmeye çalışıyoruz miniğimize.Biz, haram lokma geçirmeden kursağından büyütmeye çalışıyoruz..Helalden gelen AZ'ın ,haramdan gelecek ÇOK'tan çok daha kıymetli,çok daha bereketli olduğunu nakşetmeye çalışıyoruz benliğine...

Karanın aka karıştığı,helalin haramdan ayrılmakta zorlaştığı ahir zamanda doğru yoldan ayırmasın Yüce Mevlam inşallah küçüğümüzü...Vatanına milletine,anasına babasına,atasına dedesine hayırlı bir evlat olsun dileğim...Yolu Peygamber (sav)in yolu olsun...Herşeyden önce hayırlı bir kul olsun inşallah...

NOT:
Bir tevafuk neticesinde buluşup, hemhal olduğumuz Ayşegül ve Ebru'ya sevgilerimle...
Minty

21 Aralık 2014 Pazar

Yitik bir çocukluk benimkisi...Soluk bir siluet...Yorgun bir yürek...


Resim netten alıntıdır.

Yine efkarlıyım bugün...
Kadere...Kendime...Hayata kırgınım...
Yorgunum...
Çoook yorgunum...
Hani anneler öpünce geçermiş ya tüm acılar,benim de öyle olsun istiyorum.Şefkat dolu bir el gelip saçlarımı okşasın ve geçecek bebeğim,bak ben yanındayım desin istiyorum...Ve maziden kalan tüm sızılarım uçuuup gitsin istiyorum...Yüreğim sızlıyor bilmiyorum,bilemiyorum nedenini.Yaşanmamış çok şey var hayata dair...
Çocukluğa dair...
Hayatın bir noktasında bitkisel hayattaymışım da sadece bedenen yaşamışım gibi geliyor...

Ruhum can çekişiyor çocukluğum gelince aklıma...
Burnumun direği sızlayıveriyor...


İnsan kendi kendisine üzülür mü hiç?
Kendi çocuk halini düşünüp,o, mini mini ama naçar,ama babasız, ama yapayalnız kıza ağlar mı?? Ağlıyorum işte!!
Sarıp sarmalayacak bir sıcaklık arayan o,minicik kıza ağlıyor şuan yüreğim!!...
Şefkat arayan...Sıcak bir tebessüme muhtaç olan....Kendisini sevsinler diye,o minicik bedeniyle bir ömür çırpınan küçük kıza...
Geçmişteki yalnızlığa mı ağlıyorum??Şuan sahip olduğum mutluluğa mı bilmiyorum??... Bizi böylesine sarıp sarmalayan bir babamızın olması mı babasızlığımı çağrıştırıyor?
Bilemiyorum...


Karşılıksız sevgi var mıdır.?
Vermeden alır mısın hayatta?...
Beni benden bile daha çok seven olmuş mudur çocukluğumda...??
Cevabı bilinmeyen sorularla,sorgulamalarla dolu hayat...

Yitik bir çocukluk benimkisi...
Soluk bir siluet...
Yorgun bir yürek...

Doldurulamayan bir yalnızlık gerisi...
...
Sanki hiç yaşamamışım gibi...
Kırgınım hayata...Maziye...Çocukluğa...
Yitiğim...
Hiçim adeta...
                                                                                                                  " Minty"



*******************************************************************************
Sıcacık yuvamda,en mutlu olduğum anda kalemime hücum etti kelimeler...
Alıkoyamadım yazmaktan kendimi...
İnsan,en büyük yalnızlıkları kalabalıklarda,
En büyük acıları en mutlu olduğu anlarda hisseder.@a

Oğlumun başını sevgiyle okşarken babası,
Ocakta çayımızın fokurdaması, 
Fırından çıkan kekin kokusu,
Yavrumuzun mutlulukla şakıması.............

Evi ev yapan,
insanı mutlu kılan herşeye sahipken,
sıcacık yuvamda böylesine mutluyken,
içimde çırpınan çocuktan,bugünüme sızan 
sessiz bir haykırıştı bu belkide......

(Pazar akşamı ailece,gelecek misafirlerimizi beklerken yazılan bir yazı...)

16 Aralık 2014 Salı

Kuru Domatesli Poğaça / Kuru Domatesli Çörekotlu Ekmek


Selamlar benden,
Çok sık yazamıyorum ama elimi de bloğumdan çekmek istemiyorum açıkçası...Zamanın yetmeyişinden şikayetçiyim her zamanki gibi...Diğer taraftan da Allahım sağlık sıhhat versin de ben de bu tatlı telaşeler peşinde koşaym diyorum...

Ekim ayının 15inde annem kalp rahatsızlığı geçirmişti.Apar topar memleketime gitmiş annemi görmüştüm kısa süreliğine de olsa...Anjiyo yapılmıştı 6 damarına birden.Kıyamam hiç.Ben telaşlanmayayım diye haber bile vermemiş.Sonradan kuziş sayesinde öğrenip,düşmüştüm oğlumla yollara...Şimdilerde çok iyi çok şükür.Bu ayın başında da Aysel annem bel fıtığı ameliyatı oldu.Elimizden geldiğince yanında olmaya çalıştık.Eşimin memleketine gitmek üzere çıktık bu kez yola...Açık ameliyat oldu Allahtan ameliyatı çok iyi geçti.Ve şuan günlük yaşantısına başladı bile.Her iki anneciğime de acil şifalar diliyorum.En büyük yaşadıkları sıkıntı bu olsun inşallah diyorum...


İşte bu nedenledir ki herşeyin başı sağlık diyorum.Allahım herşeyden önce sevdiklerimize,biriciklerimize sağlık sıhhat versin inşallah...
Bu lezzeti daha önce yapmıştım tarifini görmek için buraya tıklayabilirsiniz...

Çok lezzetli bir ekmek.Ben bu defa poğaça büyüklüğünde yapıp dilimledim.Daha da güzel oldu.Bence siz de deneyecekseniz ekmek şeklinde değil de, biraz daha küçük boyutlarda yaparak denemelisiniz....İçi çok daha güzel pişecektir böylece...

İsmini kendiniz belirleyin.
ister ekmek deyin ister poğaça..Paşa gönlünüze kalmış...Ama deneyin mutlaka...Diğerindekinden farklı olarak maydonoz ve çok sarımsak koymadım.1diş yetti.Lezzeti kuru  domatesinde gizli...
Tarifini isteyenler tıklasın...

Şimdiden afiyet olsun...Bu arada biraz kırgınlık var.Grip olmak üzereyim ama elimden geldiğince mücadele ediyorum.Tam grip olmadan ayakta atlatacağım inşallah...

Hatamı biliyorum: :)ıslak kafayla evde gezinip durmak!!
Grip mücadelem:meyve meyve meyve...

Meyve yemeyen ben nasıl meyveci oldum bilseniz...:)Sabah 1 portakal,yarım nar sıkıp içtim.Gün boyu limon ve mandalina.akşam eşim sağaolsun bana yine portakal nar karışımı sıkıp içirdi...Binbir emek nar ayıkladı onu da yediiiim...Ohh mikroplar korksun asıl.Kış çayı takviyem ılık su takviyem ballı zencefil karışımım da cabası...
Korkutamaz mikroplar...Mikroplara hücuuuum diyor,mücadeleye devam ediyorm.

Aman sıkı giyinin bu havalarda...Üşütmeyin sizler de...
Sevdiklerinize ve elbette kendinize çooook iyi bakın...
Allaha emanet kalın...

mintiden sevgiler

30 Kasım 2014 Pazar

Çocuklarda Çizgi Çalışmasının Önemi Ve Rakam Yazma Eğitimi




 Herkese selamlar
Çocuklarımız okul öncesi dönemde bizim işlediğimiz, yönlendirdiğimiz ,şekillendirdiğimiz hamurlardır...
Ben böyle düşünüyorum en azından...
Bizler nasıl şekillendirirsek onlar o yönde şekillere bürünmekteler...Ben de eğitimcilerin büyük çoğunluğunun düşündüğü gibi 0-6 yaş yaş sonrasının,eğitim için geç bir süreç olduğunu düşünüyorum.Çocuklarımız bu yaş aralığında bilgiye eğitilmeye yoğurulmaya inanılmaz müsait oluyorlar.0-6 yaş aralığında insan beyninin tam kapasite ile çalıştığı unutulmamalıdır.Ve bu süreçte anne-babalar çocuklarının anlayamayacağını, öğrenemeyeceğini yada onlar için henüz erken olduğunu düşünmemelidir.

Sevgi en büyük öğretme aracıdır...Gözlerle iletişime geçilerek başlanılmalı ilk eğitime...Onlara masal tadında anlatılmalı öğretmek istenilen şeyler...

Ben,bebeğimle bu yönde bir iletişim ve etkileşim gerçekleştirdim...
En minik aylarından başlayarak ona dış dünyayı tanıtmayı amaçladım...Başını tutmakta zorlandığı anlarda bile ben onunla sözsel ve tensel iletişimdeydim zaten.Karnımda dahi konuşuyordum onunla.Çocuklarınızla konuşun.Onlara anlatın dünyayı.Kimi zaman masal tadında, kimi zaman ninni ymuşaklığında, kimi zaman öğretmen edasında...

Çocuklarınız sizi anlayacaktır emin olun.

Oğlumu rakamlarla 1 yaş civarı tanıştıran bir anneyim ben.Kendi yaptığım kartlarla,zamana yayarak oyunla beraber öğrettim rakamları ilk...O da inanılmaz meraklıydı zaten.Rakamların kendilerinden çok kavramsal anlatmaya çalıştım ona.
Yani 2 rakamını görsel olarak öğretmekle kalmayıp 2elma/3 top vs. şeklinde de öğretmeye çalıştım.Çok erken yaşta tanıdı rakamları ve öğrendi hiç zorlanmadan.Sonrasında aldığı kreş eğitiminden dolayı üstünde durmadım.
Yaptığım en büyük yanlış 3-4 yaş aralığında bebeğime çizgi çalışması yaptırmamam oldu.Bu eksikliğin bizde bir eksiklik olduğunu özel okulumuza gittiğimizde farkedebildim ancak.Meğer özel eğitim alan 3-4 yaş çocukları kalem tutmayı çizgi çalışması yapmayı rakam yazmayı yavaş yavaş öğreniyormuş.Kurum kreşimizde bu tarz bir eğitim yada yönlendirme olmadığından dolayı oğlum yeni okulunda birazcık zorlandı.Öğretmeninin gayreti ve kendisinin azmiyle üstesinden geldik bu sıkıntının.

Bu süreçte biraz yoruldu,akranlarına yetişemediği için biraz üzüldü.Ama en nihayetinde yetişti elbette.Şuan 20ye kadar tüm rakamları yazabiliyor.5 rakamının ayna görüntüsünü kullanıp,3 rakamını hala düzgün yazamasa da iyiyiz şimdilerde.Daha iyiyiz... 

Anlayacağınız çocuklarınıza minik motor kaslarını kullanabilmesi ve bu kasları daha iyi kontrol edebilmesi için lütfen erken yaşlarda çizgi çalışması yaptırınız...Özel okulun 3yaş,4 yaş,ve 5 yaş sınıflarında çizgi çalışmasıyla minik motor kaslarını geiştiren çocuklar 6yaş sınıfında öğretmeninin yazmasını istediği rakamları,hiç zorlanmadan yazabiliyor.Oğlum en başından beri özel okula gitmediği için bu aşamaları atlamak ve direk sonuca varmak zorunda kaldı.Bu nedenle de zorlandı.Bu süreçte ona yardımcı olabilmek amacıyla çok araştırma yaptım,çizgi çalışması çıktıları alıp küçük kaslarını kontrol edebilmeyi evde öğrettim.Eğer daha bilinçli olsaydım bu öğrenme sürecini daha geniş aralığa yayarak bıktırmadan zorlamadan öğrenmesini sağlayabilirdim.Dar aralıkta öğrenmeye sıkıştırarak akranlarından geride kalmasını önlemiş oldum sadece...

Bu nedenle anneleri bilinçlendirmek için "Çocuklarda Çizgi Çalışmasının Önemi Ve Rakam Yazma Eğitimi" yazımı hazırladım.Umarım annelere faydalı olabilmişimdir...

Yukarıda yazdıklarım;tamamen şahsi fikirlerim ve edindiğim tecrübelerden ibarettir.Mutlak doğruluğu içermeyebilir, edinilmiş tecrübelere dayanmaktadır....

Aşağıda da internetten sizler için araştırdığım bilgiyi paylaşmak istiyorum...
Çocuklarınıza rakam eğitimini verirken sizlere yardımcı olacağına inandığım bilgiler aşağıdaki gibidir...
Bilgilerinize arzolunur...
Sevgiler....
Minty


Rakamları Yazma“0,1,2,3,4,5,6,7,8,9” ile yazılan semboller ”rakamlar” olarak isimlendirilir (Kennedy ve Tipps 1997).
Rakamları tanıma ve yazma birbirinden farklı becerilerdir. Bir rakamı yazmadaki beceriksizlik, matematik başarısındaki becerisizlikle karıştırılmamalıdır. Bir rakamı güzel yazma, problem çözmek için o rakamı kullanma ile aynı anlama gelmemektedir (Burton 1985, Hatfield ve ark. 1997).
Rakamları doğru olarak yazma ancak birinci sınıfta üstesinden gelinebilecek bir beceridir. Çocukların yazma becerilerini geliştirmek için okul öncesi dönemde bol miktarda rakam yazma çalışmalarına yer verilmelidir. Ancak öğretmen rakam yazma çalışmaları için kağıt kalemle rakam yazma çalışmalarından daha çok diğer rakam yazma çalışmalarına yer vermelidir. Örneğin, kum, un, toz boya üzerine parmakla rakam yazma gibi. Okul öncesi dönemde formal eğitimde rakam yazma çalışmalarını hızlandırmaya gerek yoktur. Rakamları doğru olarak yazma birkaç yılda yavaş yavaş gelişir ve çocuğu bu konuda zorlamamak gerekir.
Rakamları yazmaya 1’den 5’e kadar olan rakamlarla başlanılmalıdır. Çocuk 5’e kadar rakamları öğreninceye kadar öğretmen her gün yalnız bir veya iki rakam öğretmelidir. Öğretmen rakamları yazmayı öğretirken çocukların rakamları doğru yazdıklarından emin olmalıdır. Çünkü yanlış alışkanlıkları düzeltmek doğruyu öğretmekten daha zordur. Bunun için öğretmen, çocukların rakam yazmaya doğru noktadan başlamaları için onlara rehberlik etmesi ve hangi yönde çizeceklerini göstermesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, rakamları yazma yönü yukardan aşağıya doğrudur (Nair ve Pool 1991).


Rakam yazma çalışmaları yaparken öğretmenin dikkat etmesi gereken noktalar:*Öğretmen rakam yazma çalışmalarına öncelikle kağıt ve kalemle başlamamalıdır. Bu amaçla yapılabilecek bazı etkinlik örnekleri şunlardır;
-Zımpara kağıtlarından rakamlar oluşturma ve kesme
-Kumaşlardan rakamlar keserek onları kartona yapıştırma
-Rakamlar şeklinde çimlendirme deneyleri yapma
-Kuru baklagillerle rakamlar oluşturma ve yapıştırma
-Tebeşir, sulu boya veya parmak boya ile rakamları boyama
-Havaya el ve burun ile rakamlar çizme
-Çamur ve kil ile rakamları yapmasını isteme
*Öğretmen rakamın doğru yazımını masanın üzerine koyabilir veya bu rakamların yazılı olduğu kartları sınıfa asabilir.
*Rakamların yazımını öğretirken çocukların yazdıkları denetlenmelidir. Çünkü daha sonra yanlışları düzeltmek daha zordur.
*Sol elini kullanan çocuklar için öğretmen mümkünse sol elini de kullanarak model olmalıdır. Bu çocukların öğretmeni izlemeleri ve model almaları açısından kolaylık sağlar.
*Panoya asılması veya tahtaya yazılmasının yanı sıra öğretmen model olması açısından her çocuğun önüne rakam modelleri koymalıdır. Bu çocuğun yatay ve dikey görünüşleri kopyalamaları açısından çocuğa yardımcı olacaktır.
*”Dört” rakamının yazılı formları farklı yerlerde farklı şekillerde kullanıldığı için, bu çocuklar için şaşırtıcı olabilir. Bu nedenle öğretmen her iki yazılımında aynı rakam olduğunu anlamasında çocuğa yardımcı olması gerekmektedir.
*Öğretmen çocukla rakam yazma çalışmaları yaparken çocuğun 0’dan 9’a kadar tüm rakamları yazdığından emin olması gerekmektedir.

Aileler çocuklarına aşağıdaki ifadeleri söylemekten kaçınmalıdır.
Eğer ağlarsan giderim.
Ağlayacaksan seni burada bırakıp giderim.
Ağlayacak ne var bak kimse senin gibi ağlamıyor.
Kimseye kendini sevdirmez, çok yabani.
Okula gitmek zorundasın, evde yalnız kalamazsın.
Sen artık büyüdün bebekler ağlar.
Şımarıklık yapıyorsun. Her gün geldiğin yer ne var şimdi ağlıyorsun.
Ağlamadan sınıfına git, akşama ne alayım ne istersin?
Ağlama sonra sana ağlak çocuk derler.
Ağlayınca ne kadar komik oluyorsun.
Ağlarsan akşama gelip seni almam.
Sen çok akıllı bir çocuksun.
Neden ağlıyorsun.
Benim kızım abla olmuş ağlamıyor artık.
Ağlama sesi duymak istemiyorum.
Hiç arkadaşların ağlıyor mu? Çok ayıp arkadaşların seni görmesin.
Böyle davranırsan bu okulda kimse seni sevmez.
Bugün kal yarın gelmezsin.
Galiba sen okula alışamayacaksın.
Acaba bugün başlamasa mı?
Arkadaşların seni sevmedi mi?
Öğretmenin sana iyi davrandı mı?

10 Kasım 2014 Pazartesi

Sevgiyle,Saygıyla,Minnetle,Gururla Anıyoruz.....




Yerin doldurulamaz,onca yokluğa rağmen Türkiye Cumhuriyeti devleti için yaptıkların,eserlerin,hizmetlerin,devrimlerin ortaya çıkardığın yeniliklerin anlatmakla saymakla bitirilemez.Bir Türk evladı olarak GURUR DUYUYORUM....Seni ve tüm şehitlerimizi saygıyla hürmetle minnetle anıyoruz...


7 Kasım 2014 Cuma

Çiku (Achras sapota)



bilgi netten alıntıdır
Üst resim netten alıntıdır...

Anavatanı Batı Hindistan'dır.
 Bu meyvenin ağacı kendi haline bırakıldığı takdirde 20 m. yüksekliğe kadar büyüyebilir ise de kültür bitki olarak yetiştirildiği takdirde, budanma suretiyle boyu 3-6 m. arasında muhafaza edilir.

 Çiku ağacı düzenli taçlanan, çiçekleri beyaz ve kokusuzdur. Dalları karşılıklı oluşan, yaprakları aşağı doğru sarkık ve oval şekildedir. Meyvenin şekli hafif yassı bir şeftaliye benzer ve tulü ortalama 7,5 cm. çapı ise 5 cm. civarındadır. Dışında patates renginde ince bir kabuğu ve içinde sarı-açık kahve renginde, kokusu yasemine benzeyen gayet tatlı bir meyve eti vardır. 

Genellikle marcottage yöntemiyle üretilen bu meyvenin fidanları asıl yerlerine 6 X 6 m. ara ile dikilir ve ekseriya dikimden bir sene sonra meyve verir. Ağaçlar, genellikle senede iki defa çiçek açarlar. Ancak bütün sene meyve verirler. Hafif eğimli sahaları seven Çiku ağacı yalnız yağışlı tropik ülkelerde yetişen bir bitkidir. Meyveleri ezilmemesi için biraz ham olarak toplanır ve hasırlar üzerinde korunarak ayrıca olgunlaştırılır. 

Tohumları, yassı bir badem iriliğinde ve gayet parlak siyah-kahve rengi bir kabuğun içindedir. 




Tadına bayıldığım bu lzzetli meyve hakkında bulduğum bilgileri paylaştım sizlerle.
Hayırlı cumalar diliyorum...




1 Kasım 2014 Cumartesi

Geçen Haftalarda Biz.......India Gifts,Köfte Yağmuru-2, Dominos Keyfi,D&R Gezmemiz Ve Daha Fazlası...



Daha çok okumak...
Daha çok şey öğenmek...
Daha daha daha....
Elimden gelebildiği kadar daha çok yol katetmek istiyorum...
Bunları dile getirken boş bomboş geçen,en genç yıllarım geliyor aklıma.Ben diyorum,ben de diğer tüm gençler gibi vakt-i zamanında okumalıydım,okuyabilmeliydim.
çoluk çocuk-iş-hayat koşuşturmasının tam ortasında değil.

Eşim,"sendeki hırsın onda biri bende olsa yeter de artardı bana "diyor.
Gülüyorum...


Eşim;hayatımda rastladığım en donanımlı en zeki insan.
Abartmıyorum....
Ciddi ciddi öyle yani.
"Bay vikipedia" diyorum kendilerine..
Bunca bilgiye şaşıyor,şaşırıyorum...Gururlanıyor saygı dyuyorum...Bir eksiği de var hemen belirtiyorum ..Başarı için zekaya sahip olduğunuz kadar azim ve hırsa da sahip olmanız gerekmekte bence...
Nıck!
Dirhem hırs yok anacım!:)

Mesela!!!Bir Kimyager olarak önünde sadece TUS engeli var Biyokimya Uzmanı olabilmek için.
Ancaaaaak beyefendimiz sınava girmek yerine pc.de strateji oyunu oynamayı tercih ediyor,yada hobileriyle ilgilenmeyi:) Onun bu önemsemeyip boşvermeleri beni çıldırtıyor:)
Tamam prestijli bir işte ve iyi bir birimde çalışıyor,çok önemli işlerle uğraşıyorsürekli seyahatlerde,denetimlerde,gezmelerde ama ne var azıcık (bir sınavcık) dişini sıkıp Biyokimya Uzmanı olsa.? 
dimi?

Yok efendim,yok.malesef yok.
Ben şu çocuklu halimle Veterinerlik okuyup,sonrasında Tus'a hazırlanmaya niyetleniyorum (ama örgün olmasından mütevellit gözüm yemiyor açıkçası,o;ayrı!) ama,onun kılı kıpırdamıyor...

O bana "sendeki şu hırs ve azim bende olsaydı keşke"diyor.
Ben ise ona "sendeki şu zeka ve diploma bende olsaydı keşke" diyorum :))
Gülüşüyoruz...

Biliyoruz ki ikisi de tek başına bi anlam ifade etmiyor.İşte tam da bu noktada oğlumun zeki olması için dua ederken hırslı ve azimli olması için de dua ediyorum.Hırsını faydalı şeylere ilme kullanmasını diliyorum elbette...

Bu arada Kimya ve Veterinerlik bölümü mezunlarının TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı)'a girmelerinin gerekliliğini altını çizerek belirtiyorum.Gerçi bu bölümleri bitirip,bu avantaj hakkında bilgi sahibi olmayan yoktur heralde,ancak ben yine de bilgilendirmek istedim.
Hoş!! önünde böylesine kek bir fırsatı eşimden başka,tepecek kimse olduğuna da inanmıyorum.:(

Daha önce büyük uğraşlara rağmen 63-64 puanla TUS u kazanamayanların yerine ,52-53 gibi düşük puanlarla asistanlığa yerleşti Kimya,Eczacılık ve Veterinerlik bölümü mezunları...Bu değerlendirilmesi gereken şahane bi fırsat bence.Ve değerlendirenleri tebrik ediyorum buradan...Tabiki bizim asistanlarımızı da:))

Neden fırsat olarak görüyoruz peki??
Sadece yan dallar giriyor sınava çünkü .Çünkü Biyologların önünü kapattılar TUSa.
Biyologlara TUS engelinin gelmesiyle, meydan Kimya,Eczacılık ve Veterinerlik mezunlarına kaldı.Sınavlar kolaylaştı atanma puanları düştü.Çünkü yarışanlar aynı seviyedeler.Yani 6yıl tıp okumuş doktorlarla aynı yarış içerisinde değiller....

...Ayyyyyy ne güzel bişiiiii bu ya.Düşünsenize önünüzde sadece tek bir sınav engeli var.TUSa hazırlanacak 52 gibi puan alacak hayatınızın geri kalan 4 yılını paranızı alarak asistan olarak devam edecek,4 yılın sonunda ise atandığınız bir Laboratuvara Uzman olarak gideceksiniz.Para kısmını hiiç konuşmuyorum bile...Bi düşünün.
Bu prestijli meslek beni mest ederken eşimin kılı bile kıpırdamıyor.Ben onu hırslandırmak adına Veterinerlik okuycam,sonra TUSa giricem sonra da Uzman olucam diyorum."TAMAM" diyor.:))))))Sadece "tamam,ne güzel"diyor.
:)))))
Off neyse işte benden bu kadar.İnşallah ikna olur.Yada inşallah bu kaymaklı fırsatın kendi farkına varır diyorum.Asistan arkadaşlar biz ikna edelim eşini diyorlar ama ne fayda.İşinde rahat olduğundan pek yanaşmaz biliyorum...
Neyse hakkımızda hayırlısı olsun diyorum.


Mutfağımın bu bölümünü çook seviyorum.
Mutfak masamızın bulunduğu alan..
Tablo;Evim.Net ten.
Ünlü Japon kalesi...


Arkadaşım Muradiyenin tarifine göre yaptığım ve Berkay_ın bayılarak yediği kolay tava pizza...
Gerçekten yapımı kolay kendisi lezzetli.Elbette diğer pizzalar gibi değil ama masrafsız ve hızlı olmasından dolayı tercih nedeni...Eksiği ise biraz kuru olması...

Dün ise Dominos'un Bol Malzemos+Extravaganza sı söylenilip ailece afiyetle mideye indirildi.Tavsiyem Dominosun Kayseri Ateşi ama bunlar da hoştu gerçekten.Ancak tercihiniz kesinlikle İnce Hamur olsun.Ve parmesan kenar tavsiye ederseniz tadından yenmez söyliyim :))


Küçük beyimizin en sevdiği şeyi yapıyoruz bu aralar.Evde "Köfte Yağmuru" keyfi....
İlkini sinema da izledikten sonra ikincisini evde izler olduk...Hemde bıksakta usansakta DEFALARCA :(
Eğlenceli bi animasyon ama fazlası bayıyor......


Berkayın eline konan uğurböcüğümüz :))
Epey bi elinde kolu nda gezdirdikten sonra kendi rızasıyla doğaya salmaya karar verdi.Vebalkonumuza kadar uzanan koca ayva ağacının bi yaprağına bırakıverdi...


Hindistan dönüşü bizleri bulan minik hediyelerimiz .Berkaya her dönüşünde bi oyuncak getirmeyi ihmal etmeyen babamız bu defa araba serisi yapmış :)
Nihayet ipek bir fularım oldu nar çiçeği desenli.Yuppi!
İnanılmaz mutluyum.
Yumuşacık vee %100 silk :)

Çiku isimli bi meyve geldi  bide :) tropikal meyveleri çook severimbu arada .Çiku da aromatik ve çok lezzetliydi.Görünümü patates,lezzeti ananas+portakal+mango karışımı bişey.Tam olmuşunu yemek makbulmüş diye koyuvermiştim bi kenara olgunlaşsın diye.Yemek nasip olmayacak ya ,2 günde tüm meyvelerim çürümüştü malesef.
Anlayacağınız sadece bi tane yiyebildim..:(


Arkadaşlarla epeydir yaptığımız haşhaşlı çörek polemiğine son noktayı koyuyorum
ve "Minty yapar"diyorum.
Üstat Elif hanım tarafından tadına bakıldı ve onaylandı :)
OLMUŞ OLMUŞ...PEK GÜZEL OLMUŞ...
Bu arada bu çöreği çok sevdiğimi bilen canım arkadaşım Ayşeciğimin annesi bana taa Amasyalardan dövülmüş haşhaş alıp getirmiş.Canım arkadaşıma bu ince jesti için çok teşekkür ettim tabiii.
Ve hemen yapıverdim.Gerçi bayram sabahı yememiz için veren Sevimser teyzemin çörekleri kadar olmadılar ama eh oldular işte benimkiler de.Yavaş yavaş geliştiricem daha da...


Veee bir kez daha yakından ipek fularım...
Çok şımardım tabisiiiii.....
Biraz görmemiş oldum ama eveet hiç ipek şalım olmamıştı yani görmemişliğim doğru :))))


Ve kendi beğendiği zarif el işçiliği Gümüş-Zirkonyum kolye setim...Bi şekilde yine ilerde hatılanmak üzere benim dünyamda yer aldılar kendileri...
Yaşlandığım zaman bu yazılarımı keyifle okumak istiyorum.Allahım sağlık sıhhat ve ömür verirse tabi...Anı yazmak anı biriktirmek inanılmaz güzel...

Bloga yazmadığım süre zarfında işi dolayısıyla Erciyes Üniversitesine gidip 2 gün kalıp işlerinin bitirp geldi eşim.Yarın da Ege Üniversitesine günübirlik gidip gelecek işi gereği yine.Akşam evde olacağı için bi sıkıntı yok benim için...

Yine bu süre zarfında kuzencanlar gelip bir hafta misafir oldular bizde.Berkayla inanılmaz tatlılardı,inanılmaz yaramazlardı.Çok eğlendik,çok çıldırdık...Ama oğlmun yaşıtı kuzeniyle birlikte zaman geçirmesi anı biriktirmesi inanılmaz güzeldi.Cemoş Cemoş diye geziyor şimdilerde....Kuzenlerimle büyüyen biri olarak bunun çok güzel olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim...Birlikte çok güzel zaman geçirir kız kıza dolu dolu sohbetler ederdik.Severdik birbirimizi...Şimdilerde Buki kuzencanla hala öyleyiz elbette.Umarım minik kuzenler de devam ettirirler sevgilerini...

Benden/bizden bu kadar...

En sevdiklerinize hep yakın kalabilmeniz dileğiyle...


25 Ekim 2014 Cumartesi

58 aylık oğlumun uğraşları etkinlikleri...Gelişimi...


Herkese selam ve sevgiler yeniden...
Oğlum şimdilerde 58.ayında.
5 yaşımıza 1,5-2  ay kaldı neredeyse...
Neler yapıyoruz 5.yaşımıza yaklaştığımız şu günlerde...


Eski kreşinden alıp evimize daha yakın ve özel eğitim veren 23 Nisan Anaokulu'na verdik.Eski okulunu hiiiç özlemiyor.Zaman zaman Ayşegül öğretmeninden,Özlem öğretmeninden,özellikle erkek arkadaşlarından Enes'ten bahsetse de genel anlamda pek aramıyor.Gittiği yerlere kolay adapte oluyor,ortamı çabuk kabulleniyor ve aşırı derecede bağlanmıyor...


Okulundan çok memnunuz...Bu okulun farkı açık ara ortada.Berkay hiç özel eğitim almamasına rağmen kolay alıştı diyor öğretmeni. İngilizceyi çok seviyor kolay öğreniyor.Şimdiden 20'ye yakın kelime öğrendi bile..Disiplinli bi okul bi kere.Herşeyi planlı programlı.Ayın başında verdikleri programa gün be gün hiç aksatmadan uyuyorlar.İngilizce öğretmeni hergün ders veriyor.
Bunun dışında;

Halk oyunu öğretmeni
Modern dans öğretmeni
Orf eğitimi ve müzik öğretmeni
Güzel santlar öğretmeni (seramik,ebru sanatı vs) var.

Haftanın farklı günlerinde her biri ayrı ayrı ders veriyor 1er saat.Her 15 günde bir bir dergi bitiyorlar...Günlük ödevler veriyorlar...Aile katılımına teşvik eden etkinlik ödevleri yapıyoruz ailece...

Sinema salonları var ve belirli saatlerde en güncel sinema filmlerini izliyorlar...
Dün "Keçiören Deniz Dünyası"na gezi düzenlemiş götürmüşlerdi.
Havaların daha sıcak olduğu zamanlarda Altınpark'a koccaman oyun alanı kurup,palyaço eşliğinde balonlu baloncuklu mirofonlu ödüllü yarışmalar tertip ediyorlardı.Şimdilerde havalar soğuk olduğundan daha ziyade sınıf etkinlikleri yapıyorlar...
Berkay "anneciğim bu okulda sürprizler hiiç bitmiyor"diyor.
Şimdilik severek gidiyor...
Öğretmenimiz Duygu hanım disiplinli ve kuralcı biri.Daha önceki öğretmenimiz de öyleydi ve biz veliler olarak "aaa bu yaşta kural mı olur canım? çocukların sevgiye ihtiyacı var kurala değil"demiştik o zamanlar.Meğerse Ayşegül hanımın yaptığı çook doğruymuş.Kural hayatımızın taa içinde,olmazsa olmazımızmış, bu nedenle çocuklarımız kurallarla yetiştirilmeli bence.Biraz geç olsa da öğretmenimize hak veriyorum.

Disiplin Berkay'a iyi geldi."Anneciğim artık yemek yerken hiiç konuşmuyoruz"diyor şimdilerde.Bir zamanlar Ayşegül öğretmenine yemek konusunda etmediği kalmıyordu...Ayşegül Öğretmenimiz" "Alev hanım Berkay yemekleri birbirine katıyor "diyordu bana.Belli ki kıaymıyordu miniğime :)) Hakkı geçti öğretmenlerimizin gerçekten.
***************************
Şimdi daha çok 1, sınıfa hazırlanır konumdalar okulunda.
5'e kadar rakamları yazmayı öğrendiler.Eğik ve yamuk çizgiler çiziyorlar ödev kağıdına.Sayıları 100e kadar sayabiliyor berkay.Toplamayı çıkarmayı yapabiliyor yardımla.İngilizcede ise sayıları,20'ye yakın kelimeyi ve belli başlı kalıpları öğrenmiş durumdalar.Yaşını,biriyle tanışmayı,ismini sormayı-söylemeyi öğrendi en azından...Bu arada bol bol şarkı şiir ve hikaye öğrendi.Akşamları Pofuduk Tavşan adlı hikayeyi kendisi anlatıyor bana.Hem de öğretmeni hangi vurgularla,hangi ses tonuyla anlatıyorsa aynen öyle :))

Anlayacağınız okulumuzdan çoook memnunum.
Eğitim öğretim yılının ilk günlerinde verdikleri ilk ders İstiklal marşı ve andımızdı.
Şuan Berkay istiklal marşını okuyabiliyor 2 kıta.Ve andımızı söyleyebiliyor.Atatürk'ün doğum yerini yılını ve gözlerini kapadığı yeri ve yılı öğretmişler mesela.Çok hoşuma gitti gerçekten...Çoook etkinlik yapıyorlar.Hayvanları koruma günü gibi özel günlerde o haftayla ilgili etkinlikler düzenleyip bilgilendirmeler yapıyorlar,ve ingilizce öğretmenimiz Şerife hanım da aynı hafta o konuyla ilgili ingilizce kelimeleri öğretiyor.Birbirleriyle bağlantılı ilerlemeleri inanılmaz güzel.

58. AYINDA NELER YAPIYOR BURAK BERKAY:

*Yemek konusunda hep şikayetçiydim.İnanın 55.ayına kadar problemliydi yemek yeme hususunda.Nasıl oldu bilmiyorum ama şuan ben yeme desem bile yemeklerini yiyip bitiriyor.Çok bıktığım bir anda "artık hiç karışmıycam sana oğlum,ister ye,ister açlıktan kal biyede"demiştim çok kızmıştım gerçekten.Ve "hadi şunu da ye,bunu da ye demeyi,yemeğini ye bitir demeyi bıraktım.Bu süre zarfında anneannemize ve babaannemize gittik ve yeni okulumuza başladık.Hangi durumdan etkilendi ya da nasıl oldu bilmiyorum ama sonuçtan inanılmaz memnunum.Şimdilerde biz ne yersek oğlum da onu yiyor.Genel anlamda yemeklerini bitiriyor.Ya da en azından iştahlı iştahlı karnını doyruncaya kadar yemeğini yiyor.Bu konuda rahatım artık...

* Oyuncaklarını KENDİSİ toparlıyor.

*Okul çantasını ve seyahat edeceğimizde valizini hazırlamayı çook seviyor.

*Sabah uyandığında yüzünü yıkamayı hiç sevmiyor...Özellikle soğuk olduğu zamanlarda hem uyanmakta zorluk yaşıyoruz hem el yüz yıkamada...

*Meyveyle arasındaki buzları eritemedim malesef. Çok meyve seven bi çocuk değil.Zorladığımda yiyor ama çok değil.

*Hemen hergün 1 bazen 2 bardak sütünü düzenli içiyor.

*Ekim ayı itibariyle balık yağı vermeye başladım sabahları 1 ölçek.

*Boşalan bir şurup şişesine koyduğum harnup pekmezini şurup niyetine hergün 2 ölçek şeklinde içiriyorum.Şurup içmeyi çok sevdiğinden bu durumu kullanıyorm açıkçası :)

*Ara sıra aklıma geldiğinde 1 ölçek zeytinyağı içiriyorum.

*Vücut direncinin düştüğünü düşündüğüm durumlarda yada bazen burnu falan akmaya başladığında vitamin kompleksi olan Sanasol'dan sabah akşam 1 ölçek veriyorum.

*Okulda kahvaltı yapmasına rağmen az yada çok evde muhakkak bişeyler yemesini sağlıyorum sabahları.Yani kahvaltı yapmak zorunlu bizim evde...

*Gece uykuda altına kaçırmaları oluyor,ayda 1-2.Bu durumu oldukça normal karşılıyor,yatağı yorganı yıkıyor,"kazalar olabilir anneciğim önemli değil"diyorum.

*Hemen hergün okulu,arkadaşları,öğretmenleri ve neler yaptıkları hakkında konuşmaya konuşturmaya çalışıyorum.

*Ceviz yada kaju yemesini önemsiyorum.Bayılarak yiyor zaten...

*Balık yemeyi çok seviyor,ben (kokusundan dolayı)yapmak istemesem de zorla yaptırıyor ve silip süpürüyor...Ama sadece hamsi..
.
*Tam bir et canavarı babasına çekmiş sanırım.Hemen hergün et yiyebilir ,çok seviyor.

*Taze fasulyeyi yemiyor :(

*Yumurtayı bazen bayılarak yiyor bazen yemiycem diye diretiyor.Israr etmiyorum paşa gönlüne bırakıyorum...Özellikle anneannemize gittiğimizde her sabah haşlanmış yumurta yedi mesela hem de bayılarak.Gerçi bizim oralarda sıcak lavaş vardır missler gibi.Babam her sabah alıp getirir sağolsun.Lavaşın arasına dürüp yapıp yedik kaldığımız gün sayısınca... :)

*Balı eskiden sütüne katardım hergün 1 tatlı kaşığı.son aylarda sabahları ekmeğine sürüyorum sadece.Sütüne katınca sevmiyor.

*Kola yasak ama ketçap mayonez yasaktan çıktı malesef.Çok tüketmiyor ama yinede yasaklı değiller artık.

*Yatağına girdiğinde duasını etmeden uyumuyor.Maşallah.4 sureyi eksiksiz okuyabiliyor.

*Dişlerini her akşam fırçalıyor. Şimdilik dişlerinde hiç çürük yok.Hiç olmaz inşallah.Kuzenimiz cemoş'un tüm azı dişleri çürüdüğünden korkuyor,evhamlanıyorum.İnşallah çürükler oluşmaz.

*Bilgisayarda yok denecek kadar az zaman geçiriyor.Haftada belki toplamda 1 saat bile zaman geçirmiyor maşallah. TRTÇocuk izliyor.Haftasonu biraz fazla izliyor.İzlerken oynunu oynayıp ödevleriyle resimleriyle boyamalarıyla da uğraşıyor gerçi.:)

*Uyumayı çok sevmemesine rağmen 21:30 en geç 22:00de uyuyor.

*Pantolon ve çorap giyip çıkarabiliyordu.Bugün kazağını kendisi giydi ve çıkarabildi.Ama elbette sabahları hala ben giydiriyorum.elini ve yüzünü kendisi yıkayabiliyor.Tuvalet temizliğini hala ben yapıyorum temiz olması açısından.

*Satranç oynamayı seviyor,puzzle yapmayı pek sevmiyor ama uğraşınca yapıp bitirebiliyor.Boyamayı şahane yapamasa da (belli ki resmi annesi gibi berbat olacak) matematikle rakamlarla arası çok güzel.Etkinlik ve alıştırma yapmayı çok seviyor.Çocuk-sudoku çözebiliyor ve çok seviyor... Aklıma gelenler şimdilik bunlar...


Ne çok yazdım yine :)
Neyse genel anlamda oğlum büyüdü,büyüyor.
Zaman çok hızlı akıyor.Ara sıra "annecim ksrdeşim ne zaman olacak diyor" "kısmet"diyorum.Sanırım rahatlığa alışıyorum.

Bir çocuğun bir anneye külfeti en az 4 sene.4.senenin sonunda anne biraz biraz nefes almaya başlıyor.Gece uykusuzlukları,mızmızlanmaları,bitmek tükenmek bilmeyen soruları sona eriyor en azından.Daha çok kendi kendine zaman geçirmeyi öğreniyor çocuk.Annenin kendine ayırdığı zaman bi nebze artıyor.İşte bu nedenlerle yeniden bi 4 sene göze alınabilir mi?yada ne zaman alınabilir şimdilik bu sorulara cevap veremiyorum..
:)Bizden bu kadar...
Herkese en kalb-i sevgilerimi gönderiyorum...


23 Ekim 2014 Perşembe

Organik Yaşam




Bunalıp bıktığımız şehir yaşantısından kurtulup,kısa süreliğine de olsa organik yiyeceklerin olduğu bir yerde nefes almak şahane hissettiriyor gerçekten...Keşke yemyeşil bir yerde yaşasak.....

Bazen alıp başımızı gidesimiz geliyor Ankara'nın koşuşturmasından...Şöyle sakin bir deniz kenarında,yeşille mavinin kucaklaştığı,rüzgarında yüzümüzü yıkadığımız,güneşiyle aydınlandığımız şirin mi şirin bir yere işte...
Ama nerdeee???
Neyse,nasip diyorum...

Bu arada Ankara benim ikinci memleketim ve ennn sevdiğim şehir.Burada buldum ben yol arkadaşımı-gönül yoldaşımı,burada aldım kucağıma ben minik yavrumu...
"Elimin ekmeğe eriştiği yerdir Ankara"...Bana binbir mutluluk verdi bu şehir...
Veren şüphesiz ki Rabbim,ve ben bunun için binlerce kez şükretmekteyim..Bunlara eriştiğim yer olan Ankara'nın da gönlümdeki yeri ayrıdır biline :))) Bir zamanlar yabancıydım,yabancısıydım bu şehrin...Şimdilerde ise sıcacık yuvam...Ah bir de bu denli beton yığınlarıyla dolu olmasa...Azıcık nefes alabilsek keşke...


Anneanemlerin bahçesi vardır köyde.Ramazan Bayramında oraya gitmiş annemlerle zaman geçirmiştik...Kuraktır belki benim köyüm.Yeşili az,kıracı çoktur ama burcu burcu memleket kokar.Bu yaz Ramazanda bir kaçgün de olsa,oraların havasını çektik içimize...
Kurban bayramında ise eşimin memleketindeydik...Müstakil evleri seviyorum ben.Tıpkı anneannemlerin evi gibi kayınvalidemlerin de evi müstakil.Ve bir ayağımız bahçede hep.Hele sabah kahvaltısında serin serin o bahçe keyfi...Şahane...


Bunlar da evin önünde yetişen meyveler...Dalından üzüm elma biber domates koparmanın keyfi harika...Bu arada bu yıl üzüm pekmezimizi eşimin babaannesi verdi sağolsun..Kendileri yapıyorlar,en doğalından hem de...


 Vee turşuluklar da dalında :)))



Dondurucuya atılalmayı bekleyen fasulyeler de öyle...

Bİzim de evimizin önünde bir bahçemiz olsun ilerde...Sebzelerimiz meyvelerimiz olsun...Eşimin hayallerini gerçekleştireceği bir hobi atölyesi olsun müstakil evimizin hemen yanında...Ve benim organik yemek ve yiyecekleri insanlara sunacağım yerel bir işletmem...
Olsun da olsun işte...
Banane ben de istiyorum ...Daha başka hayallerim de var elbette....Hele bitsin de bi,şu İşletme Fakültesi...
Bakılır duruma inşaAllah...


Fazla acı olmayan tazecik biberleri kahvaltı esnasında dalından koparıp yemek şahane oluyor söyliyim...


Veee Zeliha yengemlerin yetiştirdiği altın çilek meyvesi...Onların bahçesi altın çileklerle dolu maşallah.Hoş bahçelerin de yok yok...
Aklınıza ne geliyorsa var bahçelerinde.Saksılar dolusu böğürtlenler altın çilekler yeşillikler sebzeler meyveler...
Daha da güzeli akrabalık bağlarının güçlü olması.Dışarı çıkıyosun bir amcaya uğra çay iç,öbürüne uğra meyve ye,babanneye uğra ekmek al,diğerine uğra muhabbet et yada internete gir...Orada herkes böyle..Akşam olur dışarda semaverde çaylar pişer muahbbetler edilir...Gelen misafire o an ne varsa evde hemen ikram edilir...Kimse kimseden malını esirgemez...Kiiii bu arada gelin olarak tüüümmm amcalar ve yengeler tarafından da sevilirim haniii.Hepsi çok tatlı ,ben de hepsini severim anneciğimden aldığım terbiye gereği hepsine hürmet ederim...


Ve ne zaman gitsem,elmaları toplayıp getirmeden gelmem.Sağolsunlar onlar "daha çok al derler" de kim getirecek dimi? Böyle işte...Bağa bahçeye sahip olmak,bağda bahçede dolaşmak çok güzel...Toprakla haşır neşir büyüyen bir çocuk olarak çocuğumun da ayağının toprağa değiyor olması,dalından kopararak bişeyler tüketiyor olması inanılmaz mutlu ediyor beni.
Benden şimdilik bu kadar...
Kalın sağlıcakla...
Mintiden sevgiler...

1 Ekim 2014 Çarşamba

Geçen hafta biz...



Selamlar herkese...
Yine dopdolu,yine koşturmalı günler bizimle...Hayır anlam veremiyorum zaman mı koşuyor bu denli hızlı?Biz mi yetişemiyoruz onun hızına?Sanırım çözmek mümkün değil.Günler haftalar aylar nasıl gelip geçiyor neden bu acele????
Çözemiyorum...
Yetişemiyor,ayak uyduramıyorum...
:)



Neyse neler yaptık/yapıyoruz ?Berkayın en sevdiği ve babasıyla birlikte uzun uzun zaman geçirebildikleri bir etkinlik olan LEGO dan edindik.1500 parça lisanslı ürün.Bayıldılar bizimkiler.İkisi birbirinden küçük,ikisi birbirinden heyecanlı :)))

Oyuncak denizine muhakkak bi bakın diyorum.İnanılmaz güzel şeyler var.Oyuncaklar derya deniz anlayacağınız :))Güvenle teslim ediyorlar kapınıza ve inanılmaz süslü hediye paketleriyle...
Bilginize...


Birlikte geçirdikleri zamanın kalitesi arttı.Tüm ebeveynlere öneriyorum şiddetle.

 

Yaz günlerinin sonlarında her sıcak gün değerlendirilmekte elbette.Bir piknik sonrası midilli heyecanı :))


Beyimiz oyuncak raflarında kendini kaybediyor resmen...En çok istediği son zamanlarda oyun hamuru makinleri...Onlarla değişik şekiller elde etmek istiyor...



Ay şuan adını unuttuğum ünlü şeker dünyasının cama yapışma hissi uyandıran görüntüsü...Şahane bence...İnsan almayacaksa bile alası geliyor resmen...


3 boyutlu gözlük deneyişleri babalı oğullu...Evdeki kullanılıyor da sanki...Aslına bakarsanız ben pek istemiyorum Berkay'ın üç boyutlu gözlükle bakıp dakikalarca saatlerce bişey izlemesini.Zararlı nihayetinde.Bu nedenle evde izin vermiyorum açıkçası...


Samsung'un en son kumandası.neden ilgimizi çekti??Bununla TV'den internete girmek artık daha kolay...
Bir önceki modelle resmen işkence idi..Elektronik devi markanın bu eksiğini gidermiş olması güzel bence...


Yine gömlekler bakıldı.Alındı denendi ...Beğenilmedi :(
Hedef: Dockers...Bir sürpriz düşünülebilir bence:)
 ???? 
Dockers San Francisco..
:)


Mantılar yapıldı,kapatıldı...

Home Sweet Home...
Korunağım,sığınağım...En huzur aldığım,rahatladığım yer...
Huzurlu Limanım...


Herkes evini sever elbet biliyorum.Kim evini sevmez ki dimi??
Ev sevilmez mi??
Her bir eşyasını her bir köşesini çoook çook seviyorum.

Yorgun günün ardından aldığın nefes...Çıplak ayaklarının halıda dolaşması,sıcacık aşın,ağrısız başın,sevenlerin,sevdiklerin...

Ve biriktirdiklerin.........

Yeni ev alıp taşınmadan önce kiradaydık...Taşınıp şuandaki evimize geldiğimizde üzülmüştüm buz gibi gelmişti bana.Yakın olduğundan gidip gidip eski evime apartmanıma bakıyordum.Boş ve anlamsız geliyordu yeni taşındığımız ev..Anılarım mutluluklarım eski evimde kalmıştı.Onları taşıyamamıştım adeta...Üzülmüştüm...

Şimdilerde  üçüncü senemizdeyiz bu evimizde...Geçen gün eski apartmanıma gittiğimde bu kez orası boş ve anlamsız geldi .

Anladım ki.:

Aslında yaşadığımız yeri yaşanılan kılan;eşyalar mekanlar değil,yaşadıklarımızmış..
Anılarımızmış....
Meğer sevdiklerimiz yanımızda olduktan sonra mekanın bir anlamı yokmuş...
Meğer evi ev yapan;paylaşılan tatlı anlar,biriktirilen anılarmış...

Bu nedenle;
Huzurla açıyorsanız kapınızı...
Dışarda kalıyorsa tüm sıkıntılar,kapattığınızda kapınızı...
Yada hasretle ÖZLEMLE bekleyen,yolunuzu gözleyen varsa,
Neşeyle aşkla heyecanla çalan varsa kapınızı...
Ve karşılanıyorsanız tebessümle kapıda :) En mutlu sizsiniz demektir...




EVDEKİ HUZUUUR...MUTLULUK BUDUURRR!!!!
:))))



Ve jenga keyfi...Değişik mühendislik harikalarımız minik beyimizden :))))
Ailece jenga keyfi de şahane...Kesinlikle yine tavsiye ediyorum.Tv kapalı iken birlikte olma hazzı...Kısa sürse de......



Ve elbette O'lala keyfi...
Keyfi dediğime bakmayın siz.Hocanın dediğini yapın ama yaptığını yapmayın derler...Bi heyecan aldım...
Mikrodalgaya attım...
Tam bi fiyasko...
En azından mikrodalgaya atmadan deneyin...
Akışkan çikolata mı???
Yalancılar içinde çikolata yok bi kere...
Amaaan bilenler bilir bizde her yeni çıkan aburcuburu takip etme ve mutlaka alıp tatma hastalığı var karı koca...

Her güzel denilene kanmayın...
Ve o'lala almayııın.

Hadi benden bu kadar yeter...Ben kaçar artık.Mesai dolmak üzere...Eşim Hacettepe de denetimdeydi.İşini bitirince bugün erkenden,benden önce eve geçmiş bile...Ben halaaaa işte :(((
Kendinize iyi bakın...
Sevdiklerinize yakın,evdeki huzurunuzla mutlu kalın...

20 Eylül 2014 Cumartesi

Fincanda Cevizli Tel Kadayıfı





Selamlar herkeslere...
Tatlılar konusunda hep eksik hissetmişimdir kendimi nedense...Belki çok sevmediğimdendir.Yada yaşadığım bir kaç kötü deneyimdendir bilemiyorum nedenini tatlının kendisini çok güzel yaparım yapmasına lakin şerbet kısmısııııı bir başka meziyet istemekte azizim...
Yani pek aramız iyi değildir zat-ı alileriyle...
Ama bu yapmadığım yada yapmayacağım anlamına gelmiyor elbette.Mutfaktaki en büyük sloganım 
"DENEMEKTEN BIKMA"" 

Evet evet! çok sabırlı değilimdir ama mutfakta birşeyi iyi yapamamışsam,sonuçtan kendim memnun kalamamışsam hırslanırım kendi kendime.Ta ki yapıp becerinceye kadar...

Ki yapmış olduğum tel kadayıfımda da bu noktatayım...
Gerçekten çıtır çıtır ve çoook leziz olmuştu kendileri.Normalde pek sevmem şerbetligilleri ama eşim çok sevdiğinden ehh! yakinen ilgilenmem gerekiyor kendileriyle.

Efendim eşimin uzunca bir süre  "Ahh ah şöyle çıtır çıtır bir kadayıf olsa da yesem"  şeklindeki konuşmaları şerbetlilerle aramdaki buzların erimesine neden olamasa bile kırılmasına neden oldu...

Bir nöbet çıkışı sıvadım kolları,hazırladım kadayıfları ve akşama yapıverdim sürprizimi...
Eh Rabbim de yüzümü kara çıkartmadı hani :) ...

Tarif için: Cahide Ablamı   ve  Tadına doyamadım arkadaşımı ziyaret edip fikir aldım ama harfi harfine değil elbette,kendimce yorumladım.

Geçelim isterseniz hemen yapılışına...



Malzemeler:
300 gr.tel kadayıf
150 gr eitilmiş tereyağı
1-1,5 s.b dövülmüş ceviz

Şerbeti için:
2,5 sb.su
2 sb. toz şeker
çeyrek limon

YAPILIŞI:
1-Erimiş tereyağını tel kadayıfına iyice yedirin.Her tarafı tereyağına bulanınca bir tutam alıp minik kahve fincanına bastırın.



2-  1 tatlı kaşığı cevizi ekleyip üzerine biraz  kadayıf koyarak parmaklarınızla iyice bastırıp tepsiye ters çevirin.. (bu aşamada zorlanırsanız elinizle de çıkartabilirsiniz..)


3-Kadayıfların tamamını bitirinceye kadar bu işlemi uygulayınız.Hafif aralık bırakarak  tepsiye yerleştirdiğiniz kadayıfları önceden ısıtılmış 220 derecelik fırında altı üstü iyice kızarana kadar pişiriniz.Dakika tutmadığım için veremiyorum.



4-Diğer tarafta şeker ve suyu tencereye alıp kaynatınız...Yaklaşık 7-8 dakika kaynattıktan sonra limonunu sıkıp 3-4 dakika daha kaynatıp ocaktan indiriniz.Soğumaya bırakınız.Tamamen soğuğa yakın bir hal alsın...


5-Fırından çıkan kızrmış kadayıfların üzerine ılık şerbeti dökünüz.


Mintinin Minik Notları:

*Sıcak şerbetle sıcak tatlıyı buluşturursanız hamurlaşır.
*Şerbeti kadayıfların üzerine kaşıkla ara ara gezdirin üzerinin kuru kalmaması için.

*Kadayıflar yeterince yağlandığı için tepsiyi yağlamanıza yada yağlı kağıt kullanmanıza gerek kalmıyor.

*Eğer soğuk bir havada yapacaksanız tatlınızı tereyağı donacağı için fincandan rahat çıkarmanız için fincanı ara ara ıslatabilirsiniz.Ancak seri olmanızı öneriyorum yine de.

*Ben yazın yaptığım için bir sıkıntı yaşamadım.
*Eşim daha minik porsiyonlar istedi,bir sonraki yapışımda tek atımlık toplar yapmayı düşünüyorum...
Tatlı çok sıcak şerbet çok soğuk olmamalı buna dikkat edin.Fırından çıkınca ilk sıcağının gitmesini bekleyin. Şerbetiniz de soğuğa yakın bir ılıklıkta olmalı...
*İsterseniz tereyağına birazcık sıvıyağ ekleyebilirsiniz.Ben çok az eklemiştim.


Afiyet olsun





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...