10 Şubat 2011 Perşembe

Peynirli Börek

 

Gerçekleşmesini istediğimiz planlarımızı düşündükçe, zamanın hızla akmasını,o günlerin hemencecik gelivermesini ister gibi oluyorum.Büyükşehirde insanın stresi de büyük oluyor.Şunu hemen söylemeliyim ki ben metropol insanı değilim.Büyükşehirlerdeki keşmekeşlikler,trafik,beklemeler,karmaşalar,koşuşturmalar,kirlilik,kalabalık, nefes aldırmıyor insana adeta.Temiz hava çekmek için dışarı çıksan,kaçarak içeri giriyorsun.Alışveriş mağazaları öylesine bağlıyor ki insanı,bir girdiğinde 6 saatten evvel çıkamıyorsun.İşten çıktığında evine,en az bir saatte ulaşıyorsun.Zaman hızla akıyor ve sen hiçbirşey yaşayamıyorsun.

İşte bu nedenle eşimle birlikte;daha küçük,daha sakin,zamanın ağır aktığı,telaşların olmadığı,akrebin yelkovanı harala gürele kovalamayıp,sakince takip ettiği,denize mutlak kıyısı bulunan,yeşilin kucağında olan,dingin,modern,güneşin yakıp kavurmadığı,en sıcak zamanda bile,bir nebze serinliği barındıran,kendi halinde şirince bir diyarda yaşamak istiyoruz.

İşimizden çıkınca,yavrumuzu kreşten alıp sahilinde yürüyebileceğimiz,dilediğimizde balığımızı tutabileceğimiz,doğayı fotoğraflayabileceğimiz,dalgıçlık öğrenebileceğimiz,yelkenlimizle açılabileceğimiz,haftasonu; kırlarında uçurtma uçurabileceğimiz,yavrumuza piknik keyfini yaşatabileceğimiz,piknik yeri kapmak için sabahın 7sinde mesire yerine gitmek yerine,canımızın istediği vakitte gidip eğlenebileceğimiz,ayaklarımızı  "kedi-köpek gezmiş midir?" düşüncesi olmadan toprağına basabileceğimiz,dalından yemiş koparabileceğimiz,penceremizi açtığımızda gökdelenler yerine,maviliği kucaklayabileceğimiz,bahçesine hamaklar kurabileceğimiz,sardunyalar yetiştirebileceğimiz,canımız istediğinde,arabalarımıza atlayıp dilediğimiz yere çıkıp gidebileceğimiz,bisikletlerimizle doğa turu yapabileceğimiz,sabahında koşumuzu yapıp,ardından işin yolunu tutabileceğimiz,öğlenleri evimizde buluşabileceğimiz,sinema kuyruğu,tiyatro kuyruğu,ekmek kuyruğu,alışveriş yaptıktan sonra hesabı ödeyebilme kuyruğu ve ardı arkası kesilmeyecek olan kuyrukların uğramadığı,trafiğinde saatlerin heba edilmediği,kendimize daha çok zamanın kaldığı,rüzgarların saçlarımızı okşadığı,gecesinde mehtabı bulabildiğimiz,yıldızların yeryüzüne daha yakın olduğu:)ayın parlak göründüğü,yakamozların tatlı pırıltılarına şahit olabileceğimiz bir diyar olsun istiyoruz.

Çok şey istemiyoruz aslında:)Bu mutlulukları düşündüğümde,içim kıpır kıpır oluyor işte.
Ankara bana birbirinden güzel,güzellikler bahşetti.Bu şehri seviyorum,yeri yüreğimde apayrı.Mutluluğa vuslatın şehri Ankara benim gönlümde.Lakin ömür öylesine kısa ki doyadoya yaşamak istiyoruz eşimle.Evler alıp,mal mülk biriktirmek,paraları yastık altı yapmak bize göre iş değil.Her tatil zamanı başka yerler olsun güzergahımızda.Arada kaçamaklar yapalım istiyoruz günübirlikte olsa...
Heybemizde suyumuz-ekmeğimiz,yüreğimizde sevgimiz bir de miniğimiz olsun yanımızda yeter.
Gezmek,görmek,eğlenmek,keşfetmek,her lezzeti ait olduğu yerde tatmak istiyoruz kısmetse.Zaman geçip gittiğinde cüzdanımızdaki biriktirdiklerimize değil,yüreğimizdekilerine bakmak istiyoruz.


Şimdilik bunlar hayal gibi görünse de,birgün gerçekleştirmeyi istediğimiz,yığınla olgudan sadece en basitleri,ilk aklıma geliverenleri.Bakalım hayat bizlere bunları yaşayabilme fırsatı verecek mi?Bakalım bunları yaşamaya,nefesimiz yetecek mi?Herşeyden önce herzaman ki gibi hayırlı olanı diliyorum Rabbimden dedikten sonra;
lezzet yolculuğumuzdaki yeni durağımıza yol alıyoruz.
Peynirli yufka böreğine kimse hayır diyemez zannediyorum.
Ben bayılıyorum.Ve hemen sizlere tarifini veriyorum.
Malzemeler:
4 adet yufka
250 gr. kadar tam yağlı beyaz peynir
yarım demet maydonoz
1,5 su bardağı yogurt
1 çay bardağı sıvıyağ (biraz çıtır isterseniz z.yagı, yumuşak isterseniz ayçiçekyağı)
2 yumurta
 

Yapılışı
1-1 yumurtayı derince bir kaseye kırın, diğer yumurtanın sarısını ayırıp,beyazını diğer yumurtaya karıştırınız ve  iyice çırpınız,yoğurt ve yağı ekleyerek karıştırmaya devam ediniz.(ben çok az kabartma tozu yada karbonat da ekliyorum.bilginize)
2-Diğer yandan peyniri iyice ufalayınız,maydonozu incecik kıyıp peynire ekleyiniz.Fırın tepsisinin tabanını  yağlayınıyada yağlı kağıt seriniz.Ben yağlamayı tercih ediyorum. 
3-İlk yufkayı tepsinin dışına taşacak şekilde serin .(Yufkanın taşan kısımları en son böreğin üzerine örtülecek ve boylece böreğimizin kenari kısımları açık kalmayacak)

4-Karışımdan ilk kata sürünüz ve üzerine peynirli harçtan seriniz.Her kata önce harçtan sürüp,sonra peynirli harctan serpiniz.En son yufkayı tepsinizin büyüklüğünde kesip,artan ufaklarını soslayarak böreğe dahil ediniz.En alta düzlediğiniz,kenarlardan taşan yufkayı böreğin üzerine doğru kapattıktan sonra,tepsinin büyüklüğüne göre ayarladığınız yufkayı,böreğin en üstüne düzleyiniz.Böreği dilimledikten sonra kalan yoğurtlu karışıma en başta ayırdığınız yumurta sarısını,eğer çok azlmışsa biraz daha yoğurt ve yağ ilave ederek çırpıp, tamamını dökünüz.

5-Dilerseniz üzerine susam yada çörekotu serpebilirsiniz.Hazırladığınız böreği zamanınız varsa 1-2 saat hatta bir gece buzdolabında dinlendiriniz.Fıırını 200 derece ayarlayıp ve 20-25 dk pişiriniz.
Sıcacık çayınızla birlikte ,sevdiklerinize servis edebilirsiniz.
Afiyet Olsun...
 

Hayallarinizin,bir tebessüm kadar yakınınızda olması dileğiyle...
Yüreğimden hiiiç eksik olmayın inşallah...
Minticiğinizden Sevgiler

8 Şubat 2011 Salı

Tavuklu Adıyaman Patlıcan Kebabı

Gönlünüzce geçireceğiniz güzel bir hafta diliyorum sizlere,
Akşamlarımız bu aralar pek bir durgun geçiyor.Eşim bu aralar çok yoğun günler geçiriyor.Yakın bir zamanda görevi gereği,tek başına gerçekleştireceği 3 günlük İngiltere yolculuğu onu bekliyor.Haliyle sorumlulukları arasında mücadele ediyor.İngilizceyi çok iyi anlıyor neyse ki.Ancak bildiğiniz gibi nankördür ingilizce.Hayatınızın içine sokmadığınız vakit,gözardı ediverdiğiniz vakit,o sizi sizden önce gözardı ediveriyor.

İşte bu nedenle eşim şu günlerde kolay anladığı ingilizcesini anlatmaya çalışmakla meşgul işte.Pratik yapması gerekiyor.Tek başına gidiyor oluşu,çok önemli bir kongreye tek başına Türkiye'yi temsilen katılacak oluşu,stres yaratıyor haliyle.Ama altına girdiği her iş gibi,bunu da başarıyla neticelendireceğinden eminim ben.

Eşime bu yorucu süreçte destek olmaya çalışıyorum.Fazla ilgi beklememeye,gezme,eğlenme taleplerinde bulunmamaya çalışıyorum.Çünkü süresi çok kısıtlı.Kendini hazır hissediyor olmalı.İşte bu nedenle kendi halime kaldığım şu dakikalarda,ben de size sevgili Cafe Pepela'da gördüğüm,çok beğenip hemen denediğim lakin,ancak  şimdi yayınlayabildiğim bir tarifi sunmak istiyorumArkadaşıma teşekkür ediyorum.
 ***
Patlıcanı şu kış günlerinde,çok özlediğimi söylemek istiyorum evvela.Gerçi yazdan közleyip,sıkı sıkı paketleyip dondurucuya attığım patlıcanları kullanıyorum ara ara.Çok şükür,lezzetlerini de koruyorlar hala.Ama onlara da,bitecek diye kıyamıyorum işte.Biran önce yaz gelse de en sevdiğim sebze olan patlıcanın,her nevi yemek ve lezzetlerini yapıp yiyiversem:))

Şimdi özlediğim patlıcan lezzetinin güzel bir halini getiriyorum sizlere.Ve hemen yapılışına geçmek istiyorum:)


Kaplama İçin Malzemeler
5-6 adet patlıcan 
1 adet tavuk göğsü
1 adet küçük boy haşlanmış patates
1 adet yumurta
3-4 kaşık galeta unu veya bayat ekmek içi
 Tuz, karabiber

 Yapılışı:
1-Patlıcanları közleyiniz ve kabuklarını soyunuz.

2-Tavuk göğsünü robotta iyice çekiniz.Diğer yandan haşladığınız patatesi çatalla eziniz.Çektiğiniz tavuk ve patatesi birleştirip ,üzerlerine bir tane yumurta kırınız ve yoğurarak karıştırınız.

3-Tuzunu,galeta ununu,karabiberini ve varsa arzu ettiğiniz diğer baharatları ekleyerek yoğurmaya devam ediniz.Köfte kıvamında olmalı hazırladığınız harç.Dilerseniz çok çok az bir suya elinizi batırarak biraz yumuşaklık kazandırabilirsiniz.Hem bu şekilde kaplama işini daha kolay halledebilirsiniz.

4- Közlediğiniz patlıcanların bütünlüğünü bozmadan yağlı kağıt serilmiş,yağlanmış tapsiye yerleştiriniz.Hazırladığınız harç ile kaplama işini tepside yaparak tamamlayınız. ve patlıcanların tüm görünen yüzeyini harçla kaplayınız.

5-180 derecelik fırında, 15-20 dakika kadar pişiriniz.Dilerseniz tamamen yüzeyi kızarıncaya dek pişiirp bu haliyle de servis yapabilirsiniz.Dilerseniz yüzeyi kızarmaya başladığı vakit tepsiyi fırından alıp,harçla kaplanmış patlıcanların üzerine dilim halinde kaşarlar yerleştirip,kaşarlar eriyip kızarıncaya kadar tekrar fırında tutttuktan sonra da servis yapabilirsiniz...Huuu!!!ne uzun bir cümle oldu böyle,hiç bitmeyecek sandım biran.:)
not:
***hazırladığınız harç miktarı size az görünse bile oldukça bereketli oluveriyor.ben artan harçtan köfteler deyapıverdim hemen.Siz de harcınız arttıysa bu şekilde değerlendirip fırında tavuk köftesi pişirebilirsiniz.
***mümkün olduğunca küçük patlıcanlar seçmeye özen gösterin.Hem sunum açısından,hem lezzet açısından daha güzel olacaktır.
***Elinizde büyük boy patlıcanlar varsa,pişirdikten sonra dilimleyerek de servis yapabilirsiniz...


Elbetteki üzerine koyduğunuz kaşar lezzetini iki kat artırmakta,lakin dilerseniz kaşar ile kaplamadan sadece hazırladığınız tavuk köftesiyle de servis yapabilirsiniz.Ben her iki halini de göstermek istedim sizlere,ve tercihi sizin damak zevkinize bıraktım herzamanki gibi.Ben her iki halini de beğenerek yedim ama favorimi soracak olursanız,kaşarlıyı tek geçerim:))


Aslında benzer bir lezzeti,Taze Nane arkadaşımın bloğunda da görmüştüm.Kendisine uğrayıp tarifine bakabilirsiniz.Kızartarak yapıvermişti.Eminim lezzeti şahanedir.Ama ben de kelebeğim gibi közlenmiş halini denemek istedim.Her iki arkadaşımın da eline sağlık dedikten  sonra;
Kıymalı harçla kaplamak isteyenler için  Kıyma,tuz ve barahatları karıştırıp,patlıcanların yüzeylerini kaplamalarını söyleyebilirim.Kızartarak yapmak isteyenleri Taze Nane arkadaşıma gönderiyorum:)


Yüzünüzden tebessümü,
yüreğinizden sevgiyi,şefkati eksik etmemenizi diliyor 
kalb-i selamlarımı gönderiyorum.
"minti"

7 Şubat 2011 Pazartesi

Uğurböceği Kurabiyesi


ŞİMDİ SİZİ,BAŞTAN SONA KENDİ TARİFİM OLAN BİR KURABİYEYLE TANIŞTIRMAK İSTİYORUM.
TARİFİ,SÜSLEMESİ HERŞEYİYLE BENİM KURABİYEM...
ŞUNU ANLADIM Kİ İNSAN MUTFAKTA KENDİNİ AŞIYOR VE GERÇEKTEN ZEVKLE YAPTIĞI HERŞEYDE KENDİNİ DAHA MUTLU HİSSEDEBİLİYOR.
BU SEVİMLİ KURABİYELERİMİ;
GÜZEL BİR ETKİĞE EV SAHİBELİĞİ YAPAN 
SEVGİLİ BALPARE'NİN ETKİNLİĞİNE GÖNDERİYORUM VE KENDİSİNE KOLAYLIKLAR DİYORUM
HADİ ŞİMDİ KURABİYELERİN TARİFİNİ VEREYİM SİZLERE...
Hamuru İçin:                                                              Süslemek İçin:
1 su bardağı pudra şekeri                                              3-5 adet çilek
150 gr.margarin                                                            pudra şekeri
1/3 su bardağı süt                                                         kuşüzümü
1türkkahvesi fincanı sıvıyağ                                         eritilmiş çikolata
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
3 yemek kaşığı kakao
3 yemek kaşığı mısır nişastası
1kare paket çikolata
un

Yapılışı:
1-Bir kabın içine oda sıcaklığındaki margarini alınız.Üzerine pudra şekerini ve nişastayı ilave ederek krema kıvamına gelinceye kadar yoğurunuz.İçine benmari usulü eritilmiş bir paket çikolatanın 4/3ünü,sıvıyağı ve sütü ekleyerek birlikte karıştırınız.çikolatanın geri kalanını üzeri için ayırınız.

2-Kakaoyu ve vanilyayı beraberce ilave ederek iyice yoğurunuz.Unu ve kabartma tozunu da ilave ediniz.Aldığı kadar un yardımıyla çok sert olmayan kulak memesi kıvamında belki biraz daha yumuşak olan,bir hamur elde ediniz.Hamuru çok iyi yoğurmak gerekiyor.

3-Daha sonrasında hamurdan parçalar kopararak elinizde yuvarlayınız ve yumurtayı andıran oval bir şekil veriniz ama üzerinden bastırıp yassıltmayınız.Bu şekilde tüm kurabiyelere şeklini vererek,yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizin.ve 170 derecelik önceden ısıttığınız fırında yaklaşık 20 dakika pişirin.

**Pişip pişmediğini bir kürdanı,kurabiyeye batırarak kontrol edebilirsiniz.Kürdana hamur yapışmıyorsa kurabiyeniz pişmiş demektir.**

4-Fırından çıkan kurabiyeleri soğumaya bırakınız.

5-Bu arada benmari usulü erittiğiniz çikolatanın kalanına kurabiyelerin bir kenarınıbatırınız.Ve üstlerini dilediğiniz şekilde süsleyerek uğurböceğinizi tamamlayınız.Ve afiyetle yiyiniz...


Çikolata donduktan sonra servis yapabilirsiniz.görünümü şahane,tadı harika,bu sevimli kurabiyeleri sevdiklerinizle paylaşabilir,onları mutlu edebilirsiniz...
AFİYET OLSUN...


Yüreklerinizden;umudu,sabrı ve şefkati 
hiç eksik etmemenizi temenni ediyorum.
Sizi en Emin'e emanet ediyorum.
"minti"

6 Şubat 2011 Pazar

Yoğurtlu Çorba (Soğuk Çorba)

 

Gah,saadeti kaybetmenin elemiyle kavrulursun,gah  ummadığın bir saadetle sürrur bulursun.
Çektiğin elemlerin ateşiyle yanar kavrulur,belki bir dem kül olur,gün gelir yandığın ateşteki lezzeti bulursun.İşte o,lahuti ateşte pişirebilmektir yüreği,aslolan.Belki de,sabra mahkum edilmek de bu yüzden.Yüreklerin sabırla mihenk oluşu bundandır belki de...."Seviç kapısının anahtarı sabırdır" der ( W. Jacobs) .Ben buna gönülden inananlardanım.İnsan yüreğine sabır ekmeli her dem.Sabırla açılır tüm kapılar.Sabırla bırakır gece,yerini ancak gündüze.Sabırla kavuşur bülbül,sevdiceği gülüne.Sabırla olgunlaşır meyveler,yanarak güneşte.Sabırla geçer kara kışlar ancak.Ancak sabredersen,açar yüreğinde baharlar.Sabretmeyi bilmeli ki insan,sabrın sonundaki mükafatın bilsin değerini değil mi?,a!dostlar?.Derin ahlarla değil lakin,dirhem dirhem sabreyleyebilmeli,gönül dediğin.

Nasıl der?  Cüneyd-i Bağdadi;"Sabır, hiç yüzü ekşitmeden acıyı,yudum yudum içine sindirmektir" diye.İşte öyle sabır ekebilmeli yüreğe.Yüzüne bir acı tebessüm kondurmadan,gözlerindeki mağrur bakışı bırakmadan,el öpmeden,bel bükmeden sabretmeli gönül,sabredecekse eğer. Ehil olmayanlara sabretmek, ehil olanlara cilâdır. Nerde bir gönül varsa sabırla cilâlanır..
Sabır;ruhun,yüreğin en temiz cilasıdır diyorum ben de..

Sabır üstüne ne çok şey var söylenmeyi bekleyen,söylenemeyen...Keşke yüreğimden geçenleri dökebilmeme,daha çok vakit olabilse.Şunu söylemeliyim bir de;sabredenlerin mükafatını verecektir Yaradan.Bu nedenle her dem,sabredebilmeli insan.
Yüreğim ne vakit çağlasa,sarılıyor elim kalemime.İmdat istiyor yüreğim,kelamlardan.Sizlerle hemhal olmak,hasbihal etmek istiyor,yüreğimden taşanlarla.

Dilerim sıkmamışımdır sizleri...
Dilerim sürç-ü lisan etmemişimdir.
Beşeriz,nihayetinde hepimiz.
Olursa kusurlarımız, neolur affediveriniz:)


 Böylesine güzel dilleşmenin,kaynaşmanın ardından,gelin sizi tanışık olduğunuz nefis bir lazzete götüreyim.
Aman! Malatyamızda ne çok severiz bu lezzeti bizzz!!!,anlatamam!!!.Annem,anneannem bir yaptın mı,koca koca kaplarda yaparlar hep.Yazın o bunaltıcı sıcağında nasıl güzel olur bilemezsiniz:).Annem için bu çorba olsun;yanına bir baş kuru soğan olsun,azıcıkta yufka ekmek olsunbir de...Ohhh değmeyin anneciğimin keyfine.Nasıl sever anlatamam size.Ben de severim elbette.Asla hayır diyemeyeceğim,yazları bolca tükettiğim lezzetlerdendir kendisi...Hayat cemresi Hatice ablam da yayınlamıştı bu tarifi Kendi mutfağında.Dedim ya!biz Malatyalılar bayılırız bu çorbaya...
Yapımı ise inanılmaz kolaydır,bilginize sunulur:)

 Malzemeler:

yarım su bardağı nohut

1 su bardağı aşurelik buğday

3-4  su bardağı yoğurt 

Nane

Tuz

Yapılışı: 

 1-Aşurelik buğdayı(dövme) yıkayınız.Soğuk suyla ıslatınız.Nohutu da yıkandıktan sonra,akşamdan her ikisini de ıslatınız.

2-Ertesi gün sularını süzüp pişirmek üzere tencereye alınız..Ben düdüklü tencerede pişiriyorum.Daha güzel açılıyor aşurelik buğday.İyice açılıncaya kadar pişirilmesi gerekir.Pişirme süresi kullanılan aşurelik buğday markasına göre değiştiğinden kesin bir süre veremiyorum ama en az 1 saat pişirmenizi öneriyorum.

3-Piştikten sonra soğumaya bırakınız.Bu arada yoğurdun içine tuz atarak bir çırpıcı yardımıyla iyice çırpınız.İsterseniz içine kuru nane de ekleyebilirsiniz.Soğuyan aşurelik buğdayı yoğurda katınız.İstenilen kıvama gelinceye kadarda soğuk su ilave ederek iyice karıştırınız.

Buzdolabında bekletip,iyice soğumasını sağladıktan sonra yemeklerinizin yanında soğuk servis yapınız.

not:aşurelik buğday,soğuduğu zaman topaklanmalar oluşturabilir.Bunu;ister elinizle,ister bir kaşık yardımıyla karıştırıp ezerek ortadan kaldırabilirsiniz.


 

En kalb-i sevgi ve selamlarımla...
Yüreğinizden eksik olmamak dileğiyle...

5 Şubat 2011 Cumartesi

Kuru Yeşil Fasulye Kavurması






Derin dondurucular çıktıktan sonra neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir lezzet.Tazesinden çok farklı bir tadı var.Annemler kuruturken normal taze fasulye yapar gibi verev bölerek kurutur.Kayınvalidemler ise bu şekilde uzunlamasına,keskin bıçak yardımıyla 3-4 ince parçaya ayırarak kurutuyorlar.Daha önce böyle uzunlamasına kurutulmuş halini görmediğim için bana ilginç gelmişti.

Gerçi şekli ne olursa olsun tadı değişmeyen bir yemek...

               
MALZEMELER
YEŞİL FASULYE KURUSU
2 ADET KURUSOĞAN
1 YEMEK KAŞIĞI SALÇA
PULBİBER
KİMYON ÇOK AZ
TUZ
3 YEMEK KAŞIĞI SIVIYAĞ
               
YAPILIŞI
1-YEŞİL FASULYE KURULARINI SUDAN GEÇİREREK YIKAYIN.TENCEREYE KOYUN VE ÜZERİNE KAYNATTIĞINIZ SUYU İLAVE EDİN.KAPAĞINI KAPATARAK KAYNAMAYA BIRAKIN ORTA ATEŞTE.
2-BİR TAVAYA YAĞI KOYUN.KURUSOĞANLARI KÜÇÜK KÜÇÜK DOĞRAYIP YAĞA İLAVE EDİN.SOĞANLAR PEMBELEŞMEYE BAŞLAYINCA SALÇAYI EKLEYİN VE BİRLİKTE KAVURUN.

3-YAKLAŞIK 30 DAKİKA KADAR KAYNATTIĞINIZ FASULYELERİN PİŞİP PİŞMEDİĞİNİ KONTROL EDİN.FASULYELER PİŞMİŞSE SÜZÜN.AMA SUYUNUN BİR MİKTARINI DÖKÜP,HEBA ETMEYİN,DAHA SONRA KULLANMAK ÜZERE AYIRIN.PİŞME SÜRESİ FASULYE CİNSİNE GÖRE DEĞİŞİR.

4-SÜZDÜĞÜNÜZ FASULYELERİ,HAZIRLADIĞINIZ SOĞAN HARCINA EKLEYİN.SALÇAYI YEDİRENE KADAR KARIŞTIRIN.AYIRDIĞINIZ FASULYELERİN SUYUNDAN 1 SU BARDAĞI KADAR İLAVE EDİN.VE BİR SÜRE DE BU ŞEKİLDE KAPAĞI KAPALI HALDE PİŞİRİN.
 

5-SUYUNU TAM ÇEKMESİNE MÜSADE ETMEDEN ALTINI KAPATIN.AMA ÇOK SULU DA BIRAKMAYIN.GÖNLÜNÜZCE SÜSLEYİP SERVİS YAPIN.



AFİYET OLSUN...minti



EZOGELİN ÇORBASI


Kış mevsiminde en sevdiğim çorbalardan biridir ezogelin.Kendimize çok sık yapmasam da bebeğime yapıyorum genelde...İnanılmaz besleyici bir çorba...
         
MALZEMELER
1 su bardağı kırmızı mercimek
1 kahve fincanı pirinç
1 kahve fincanı bulgur
1 adet kurusoğan
2 yemek kaşığı sıvıyağ
2 yemek kaşığı domates salçası
1 çay kaşığı nane
1 tatlı kaşığı pulbiber
yarım çay kaşığı karabiber
25 gr.tereyağı

          YAPILIŞI
1-Tencereye sıvıyağı koyun.Üzerine ince doğradığınz kurusoğanları ilave edin ve hafif renkleri dönünceye kadar çevirin.Üzerine salçayı ekleyerek yağda kavurun.

2-Ayıklayıp yıkadığınız mercimek,pirinç ve bulgurları ilave edin.Üzerine daha önceden kaynattığınız 1-1.5 litre suyu ekleyin.Tuzunu ve baharatlarını katarak pişmeye bırakın.Bu noktada su miktarını,hoşlandığınız çorba kıvamına göre ayarlayabilirsiniz...

3-Çorbanız piştiğinde blenderdan geçirmeden de servis yapabilirsiniz.(ancak ben o şekilde görüntüsünü pek sevmediğimden dolayı çok kısa bir süre blenderdan geçiriyorum).Blenderdan geçirdikten sonra ayrı bir yerde tereyağını eritin üzerine çok az pulbiber ve nane atın ve bunu çorbanıza ekledikten sonra,üzerini süsleyerek sıcak sıcak servis yapın.

AFİYET OLSUN...MİNTİ



NOT:
***BEBEKLERİ OLAN ANNELER BEBEĞİNİZE BU GÜZEL ÇORBADAN İÇİRMEK İSTERSENİZ...
YAPACAĞINIZ ŞEY ÇOK BASİT.MERCİMEK PİRİNÇ VE BULGURU SOĞANI KAVURDUĞUNUZ ÇOK AZ YAĞDA SU İLAVE EDEREK PİŞİRİN.RENKLENDİRMEK İÇİN KABUĞU SOYULMUŞ DOMATES KULLANABİLİRSİNİZ MEVSİMİNDEYSENİZ.1 YAŞ ALTI BEBEKLERE YAĞ,TUZ VE SALÇA KULLANMAMAK GEREKMEKTEDİR...
SEVGİLERİMLE...

4 Şubat 2011 Cuma

Yufka Ezmesi (Yöresel)




Selamlar arkadaşlar,
Eşimden öğrendiğim bir lezzetle buradayım.Eşimin küçüklük anılarında gizli,yöresel bir lezzet.Deneyen yoksa eğer,muhakkak denemenizi öneriyorum.Kahvaltıda inanılmaz güzel oluyor.Hatta bu enfes karışım Kırşehir Kaman taraflarında baklavaya konuyor.Çıtır çıtır oluyor.İncecik yufkaların arasına bu çıtır tat...Üzerine,kıvamında mis gibi şerbet...Parmaklarınızın arasında enfes baklava dilimi...Ohh şahane olur,eminim...

Eşim mutfakta çok iyidir gerçekten.Geçengün, daha evvel tatmadığım ama tadına da doyamadığım bu lezzetle tanıştırdı beni.
Sizin de beğeneceğinize eminim:)

YAPILIŞI:
1-Bildiğiniz köy yufkasını ilk olarak tere yağında kızarttı...ekmekler çıtır çıtır oldu...




2-Kızarttığı yufkaları ufalayarak,iyice dövdü.tazecik kırdığı Kaman cevizleri ile yufkayı birbirine karıştırdı.Üzerine 1 yemek kaşığı kadar toz şeker serpti..Ve ezme hazırlanmış oldu.Eskiden bu karışımı tekrar köy yufkasına sararak yerlermiş.Ben normal ekmekle ve kaşıklayarak yedim.ımmmh tadı çoook güzel.Çayın yanında çok güzel oldu gerçekten.Eğer yapmaya karar verirseniz oranları:



1 sb  dövülmüş ceviz

1 sb. dövülmüş kızarmış köy yufkası

damak tadınıza göre 1 yk. tozşeker.



SEVGİLERİMLE
AFİYET OLSUN...MİNTİ...

TAVUK PAÇA



Sevgili arkadaşlar yine size Kırşehir'e ait bir tarif sunacağım.Bileniniz,yiyeniniz var mı?bilmem.Ama tadını ilk yediğim andan itibaren çok sevdim.Aslına bakarsanız sanırım eşimin severek yediği tüm lezzetleri,ben de,onu sevdiğim için severek yiyorum genelde.Ama tavuk paça gerçekten enfes oluyor,şifa dolu bu tarifi denemenizi öneriyorum...
                 
MALZEMELER
300gr tavuk göğsü
6-8 diş sarımsak
2 yemek kaşığı salça
3-4 yemek kaşığı sıvıyağ
1 tatlı kaşığı un
tuz
1 tatlı kaşığı pulbiber
bir çay kaşığı karabiber

1 çay kaşığı köri (Ben çok kullanıyorum tavuk yemeklerinde.Ancak köri biraz ağır bir hint baharatıdır.Bu nedenle damak tadınıza hitap etmiyorsa eklemeyebilirsiniz😇
P.s.:en son yapışımda ben de eklemedim.)
        
YAPILIŞI
1-Önce tavuk göğsünü küçük küpler halinde doğrayıp hazırlayın.sarımsakları soyup üçe dörde bölerek doğrayın.

2-Bir tencereye yağı koyun üzerine unu katıp kavurun.Üzeine 2-3 diş doğranmış sarımsağı atın ve yağda çevirin.Salçasını ilave edin.Salça kavruluncaya kadar karıştırın.

3-Doğradığınız tavukları katıp karıştırın ve kapağı kapalı halde kısa bir süre kavurun.Yaklaşık 2-3 su bardağı kadar önceden kaynattığınız suyu ilave edin.Tuzunu,baharatlarını ve doğranmış sarımsakların geriye kalanını ilave edip kapağı kapalı halde kısık ateşte ağır ağır pişmeye bırakın.

4-Piştikten sonra,yoğunluk kazanması için bir süre de kapağı açık halde pişirmeye devam edin ve sıcak servis yapın.Su oranını damak zevkinize göre artırabilirsiniz elbette.


***Bol sarımsaklı,şahane bir lezzet...Özellikle gribal bir sorun yaşıyorsanız,bağışıklığınızın güçlenmesi adına tam bir antibiyotik deposu....
AFİYET OLSUN...MİNTİ...

PARPULAMA (Kaman Yöresi)


Normal de bu yöresel tadın içinde patlıcanın biraz daha fazla olması gerekir.Ama ben bu defa az patlıcanlı yapmak istedim.Yemeğin yöresel adı "parpulama".Bana ilk duyduğumda çok ilginç gelmişti ama lezzeti damak tadıma çok uygun olduğundan hemen mutfağımdaki yerini aldı.

MALZEMELER
6-7 adet sivri biber
2 adet patlıcan
3-4 adet domates
1 tatlı kaşığı pulbiber
1 çay kaşığı karabiber
3 yemek kaşığı sıvıyağ
1 kase yoğurt
2 diş sarımsak
tuz

YAPILIŞI
1-İlk olarak patlıcanları közleyin ve kabuklarını soyarak çatal yardımıyla iyice ezin.

2-Menemeni andıran bu lezzeti yapmak için sivribiberleri 2 yada 3 parçaya bölün.Özelliği biberlerin iri olması zaten.Sıvıyağda çok fazla kızartmadan hafif çevirin.Közlediğiniz patlıcanları iyice ezdikten sonra ilave edin ve karıştırın.Patlıcanlar görünmeyecek ama lezzetini alacaksınız.Üzerine iri doğradığınız domatesleri ilave ederek pişmeye bırakın.

2-Tuz ve baharatlarını da ekledikten sonra suyunu çok çekmeden altını kapatın.bir özelliği de biraz sulu olması.

3-Sarımsakları soyun ve ezin.Yoğurda birazcık tuz ile birlikte ilave ederek karıştırın.Parpulamayı servis yapacağınız tabağa aldıktan sonra üzerine sarımsaklı koyu kıvamdaki yoğurdu ilave edin.



AFİYETLER DİLİYORUM...MİNTİ...

Porselen Sahanda Sucuk...


Hafta sonu için en çok tercih ettiğimiz kahvaltı alternatiflerinden biridir sucuk.Sucuğu hele bir de yumurtayla yapmışsak,mutluluğum iki katına çıkıverir anında....Ya da eşimin  salçalı-baharatlı özel bir sosla hazırladığı;sucuk-pastırma ikilisidir favorim.Aslında işlenmiş et tüketimini uzmanlar pek önermese de yemekten kendimi alamıyorum işte.Bebeğime kesinlikle vermedim,vermiyorum.Eğer pastırmalı yaptıysak çok az, yumurtalı kısmından veriyorum o kadar.Gerçi hep güvenilir markalar tüketiyoruz ama yine de içeriğinde tam olarak ne bulunduğunu bilmemdiğimden;kendimden uzak tutmayı beceremesem de,en azından bebeğimden uzak tutuyorum.Nasıl olsa ilerde tüketimine engel olamayacağız ,bari şimdi yemesin istiyorum:))

Lezzetine bayıldığımız sucuk lezzetlerinin başında,Cumhuriyet sucukları geliyor.Onun dışında Pınar'ın yada Maret'in baharatlılarını tercih ediyoruz.
Bizim evde sucuğu eşim hazırlıyor genelde.Bana sadece nasıl istediğimi söylemek kalıyor.
Yapımını anlatmaya gerek yok sanıyorum ama;eşimin sucuk yaparken ki minik bir ayrıntısını sizlerle paylaşmak istiyorum.Sucukları ince ince doğradıktan sonra tavaya atıp ocağa almadan önce,çok çok az su ilave ediyor tavaya.1 yada 2 yemek kaşığı kadar su,sucuğun kurumadan yumuşacık,kızarmış ve leziz olmasını sağlıyor.Genelde hiç yağ ilave etmeden kendi yağında pişiriyor.Bu arada en yağlı sucuklardan biri Polonez sucuk bana göre,bir denemeden sonra kesinlikle almamaya karar verdik.Eğer  yumurta kıracaksa içine yağ ilave ediyor elbette.Ama genellikle kısık ateşte,porselen sahanda,kendi yağında pişirmeye özen gösteriyor...

Afiyet olsun tüm sucuk severlere...
Şöyleee,ekmeğini sucuğa bana bana yiyenlere...

mintiden sevgiler

3 Şubat 2011 Perşembe

Kırık Döküküktü Çocukluğu...

Kırık dökük bir çocukluktu yaşadığı...
Ne başlangıcı ne de sonu olmayan,yarım yamalak,ucundan azıcık yaşanıp hemencecik soluvermiş bir çocukluk...
Gözyaşlarının yastık olduğu;biçare,sımsıcak bir elin;kendine yorgan olduğu bir çocukluk... 
İki vefakar yaşlı gözden başka,şahidi olmayan bir çocukluk,
Belki de hiç yaşanmamış bir çocukluktu....

Yıpranmış,horlanmış,hırpalanmış bir yürekti ondaki.Yalnız,terkedilmiş,acımasızca hayatın tam da ortasına bırakılmıştı küçüçük bedeni.Minicik tırnaklarını,hayatın göğsüne geçirmesi söylenmişti.Gözlerini acımasız hayata açtığı ilk anda, KADERİNE TERKEDİLMİŞTİ.Yıllar su gibi akacak,ama hayat ona hiç acımayacaktı...
Hayata,bir-sıfır yenikti.
Küçücük yüreği en çok,yalnızlıktan muzdaripti....

Kendine ait ne vardı ki hayatta???Ne kaldığı ev kendinindi,ne giydiği giysiler...Yaşadığı hayat kendinin miydi???Boynu hep bükük dururdu,gözleriyse mağrurdu:/

(Resimler netten alıntıdır.)
Kapı aralığından,komşu evi gözlerdi kimi zaman.Komşu çocuğun elindeki treni bir kerecik görebilmek adına,kafasını eğerek,iki büklüm olurdu kapı kenarında.Minicik dudaklarına kimi zaman bir tebessümün gölgesi düşerdi:I Oyuncak trenin köşeden her dönüşü,onu mutlu ederdi:).Soğuğa aldırmadan öylece kalakalırdı, omuzlarındaki tonlarca yükü kısa bir anlığına kenara bırakarak.Eline almasına bir kerecik bile izin verilmeyen,trenin süzülüşünü,uzaktan uzağa iç çekerek izlerdi.Ne olurdu sanki,bir dokunabilseydi?
Hiç oyuncağı olmayan bir çocuk,sizce ilk dokunduğu oyuncağı kırmaya kıyabilirmiydi?????:/

Oyuncağı da olmadı, bezden bir bebeği de.İçi doldurulmuş sahici bebek kıyafetleri yoldaşı olurdu hep.Paslanmış kavanoz kapağı,kırık bir naylon tabak,neyine yetmezdi oyuncak niyetine.Hem,içine çamurdan yapılmış kandırıkçı yemekler,üstüne de azıcık çimenden süs yaptın mı ohohooo!!Daha ne olsundu:)Bunlarla bile mutlu olurdu o.Ahh!bir de,oynamaya fırsatı olsaydı:(

 
"Oyunu" çocuk bakmaca,"Oyuncağı" bakmakla yükümlü olduğu, kendisi kadar küçük bir çocuk olurdu genelde.Daha sevgiyi hissetmeden-sevmeyi,korunmayı hissetmeden-korumayı öğrenmişti.Hayat ona sahip çıkmamıştı ama o,sorumluluğundaki çocuğa sahip çakmalıydı işte.Minicik bedeni oyuna can atsa da,oyundan evvel sorumlulukları gelirdi.Ne zaman azıcık sorumluluğunu unutsa,ismi kulaklarında yankılanırdı...Oyuna dalınır mıydı hiç??Ne ayıptı:////

Elinde;hiç şaşmayan lezzeti,lor dürümü olurdu genelde:)Ne zaman karnı acıksa,burnuna lorun tanıdık kokusu gelirdi.Bomboş olan yarımasırlık buzdolabında,lordan başka ne olabilirdi??Dolabı her açışında,minicik çocuk yüreği neler hayal ederdi de,ekmeğinin içindeki vefakar lor peyniri,onu asla terketmezdi:)Ya o,da olmasaydı?Şükretmeliydi...Şükretmeyi,minicik yüreğine öğretmeliydi..

Terkedilmişlikler yüreğini terketmese de,şefkatiyle sarmalayan SADIK bir yürek,onu asla terketmeyendi.Ne vakit başı sıkışsa,ne vakit yüreği daralsa;hayatın acımasızlıklarından yıpranmış,bitmeyen işlerden çalılaşmış şefkat dolu iki yaşlı el,ona kalkan olurdu:) 
Bazen herkes uyuduğunda,sandık lekesi olmuş mendilinin arasından,kurumuş bir-iki bisküvi parçası çıkarırdı bu yaşlı eller.Nerden eline geçmiş bilinmez,kimselere göstermemiş,yememiş,kimseciklere vermemiş,en gizlisinden ona getirmiş olurdu.Bu;minik yüreğin en büyük mutluluğuydu:)
Sevgiye aç bu miniğe uzattığı bisküvinin;en sadık en güvenilir sevginin göstergesi olduğunu nereden bilirdi:)Yaşlanmış eller sadece katıksız,karşılıksız sevmeye yeminliydi.Bu yaşlı eller miniğin,tek tesellisiydi.

Kırık döküktü hayalleri,ezilmişti tüm düşleri,çocuk kalbinin üzerinde nasırlı ayaklar defalarca dolanmış,minik kalbi nasırlaşmıştı.Gülmek,öylesine yakışıyordu ki oysa,çocuk yüzüne.Ah!bir gülebilseydi.Aahh!!bir güldürseydi onu,hayat.Sıcacık bir ana kucağı,onu sarabilseydi.Çalılaşmış saçlarını,bir anne eli şefkatle okşayabilseydi...Ahhh hayat ona,bir kerecik gülebilseydi...

Elinden hunharca alınmıştı çocukluğu.
İki yırtık resimden gayrı,izi tozu kalmayan,göreni şahidi olmayan ÇOCUKLUĞU KAYIPTI İŞTE,
VE ARTIK HÜKÜMSÜZDÜ...

"Sürç-ü lisan ettiysem,affınıza sığınıyorum.
Yüreğimden taşanları,çocukluğunu yaşayamayanlara atfediyorum"
3 şubat  2011-gece yarısını geçeli çok oldu...
"minti" 

1 Şubat 2011 Salı

Baltacı (Paltacı) Kaman Yemeği


Selamlar arkadaşlar,
Yöresel lezzetlere bayılıyorum gerçekten.Kendi memeleketimden uzakta olduğumdan ,kendi yöreme ait lezzetleri çok özlüyorum elbette.Ama Kaman lezzetlerini de beğenerek tadıyorum.Normalde Paltacı olarak bilinen bu yöresel yemeğin özünü pastırma oluşturmaktadır.Bunu bilenler iyi bilir.Lakin kayınvalidem katmadı.Pastırma olmadan da yapılabileceğini,hatta onların,genelde bu haliyle yaptıklarını söyledi.Ben ilk kez yememe rağmen tek kelimeyle bayıldım.Gerçekten lezzetli geldi.Aysel annemden bu yemeği öğrendiğim iyi oldu,şimdi yapıyorum arada.

kullanılan malzemeler:
2-3 adet orta boy patates
2 adet orta boy soğan
3-4 adet yeşil biber
2-3 adet orta boy domates
yarım çay bardağı sıvıyağ
karabiber
tuz
2 adet yumurta
1-2 tatlı kaşığı salça (opsiyonel)
pastırma(opsiyonel)
pulbiber

yapılışı:
1-Bir tencereye yağı koyduktan sonra patatesleri koyarak hafif çeviriniz.üzerine soğan ve biberleri koyarak bir miktar kavurunuz.kavrulan sebzelerin üzerine domatesleri tuz ve baharatları ilave ettikten sonra 1 su bardağı kadar su koyarak pişmeye bırakınız.


2-Tüm sebzeler pişinceye kadar kapağı kapalı pişiriniz.Arada suyunu çekerse su ilave edebiirsiniz.


3-Bu lezzete pastırma ilave edecekseniz sebzelerin kavrulma aşamasında ilave ediniz.Yine domates mevsiminde değilseniz salça miktarını damak tadınıza göre ayarlayabilirsiniz.


4-Pişen Paltacı'nın su oranı azaldıktan sonra üzerine yumurtaları kırarak çok karıştırmadan pişirmeye çalışınız.Esasında bu yemeğin özelliğinde yumurtaların çok hafif pişmesi gerekiyor muş.Ama biz o şekilde sevmediğimizden yumurtaları tam pişirdik.




HAFİF SULU VE HAFİF SICAK TÜKETİLEN LEZİZ ,YÖRESEL BİR  LEZZET...
Kayınvalidem bu lezzeti Kaman tarafında sabahleyin kahvaltıda yenildiğini söyledi.Eşim bu tarz karışık yemekleri sevmediğinden o,yemedi ama biz beğenerek yedik.Pastırmalı halinin daha lezzetli olacağını düşünüyorum.
minik bir not:
Pastırmalı yapacağınız vakit çok sulu bırakmamaya çalışırsanız daha leziz bir tat elde edersiniz.


Herkese afiyet olsun...
Mintiden sevgiler
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...