20 Eylül 2014 Cumartesi

Fincanda Cevizli Tel Kadayıfı





Selamlar herkeslere...
Tatlılar konusunda hep eksik hissetmişimdir kendimi nedense...Belki çok sevmediğimdendir.Yada yaşadığım bir kaç kötü deneyimdendir bilemiyorum nedenini tatlının kendisini çok güzel yaparım yapmasına lakin şerbet kısmısııııı bir başka meziyet istemekte azizim...
Yani pek aramız iyi değildir zat-ı alileriyle...
Ama bu yapmadığım yada yapmayacağım anlamına gelmiyor elbette.Mutfaktaki en büyük sloganım 
"DENEMEKTEN BIKMA"" 

Evet evet! çok sabırlı değilimdir ama mutfakta birşeyi iyi yapamamışsam,sonuçtan kendim memnun kalamamışsam hırslanırım kendi kendime.Ta ki yapıp becerinceye kadar...

Ki yapmış olduğum tel kadayıfımda da bu noktatayım...
Gerçekten çıtır çıtır ve çoook leziz olmuştu kendileri.Normalde pek sevmem şerbetligilleri ama eşim çok sevdiğinden ehh! yakinen ilgilenmem gerekiyor kendileriyle.

Efendim eşimin uzunca bir süre  "Ahh ah şöyle çıtır çıtır bir kadayıf olsa da yesem"  şeklindeki konuşmaları şerbetlilerle aramdaki buzların erimesine neden olamasa bile kırılmasına neden oldu...

Bir nöbet çıkışı sıvadım kolları,hazırladım kadayıfları ve akşama yapıverdim sürprizimi...
Eh Rabbim de yüzümü kara çıkartmadı hani :) ...

Tarif için: Cahide Ablamı   ve  Tadına doyamadım arkadaşımı ziyaret edip fikir aldım ama harfi harfine değil elbette,kendimce yorumladım.

Geçelim isterseniz hemen yapılışına...



Malzemeler:
300 gr.tel kadayıf
150 gr eitilmiş tereyağı
1-1,5 s.b dövülmüş ceviz

Şerbeti için:
2,5 sb.su
2 sb. toz şeker
çeyrek limon

YAPILIŞI:
1-Erimiş tereyağını tel kadayıfına iyice yedirin.Her tarafı tereyağına bulanınca bir tutam alıp minik kahve fincanına bastırın.



2-  1 tatlı kaşığı cevizi ekleyip üzerine biraz  kadayıf koyarak parmaklarınızla iyice bastırıp tepsiye ters çevirin.. (bu aşamada zorlanırsanız elinizle de çıkartabilirsiniz..)


3-Kadayıfların tamamını bitirinceye kadar bu işlemi uygulayınız.Hafif aralık bırakarak  tepsiye yerleştirdiğiniz kadayıfları önceden ısıtılmış 220 derecelik fırında altı üstü iyice kızarana kadar pişiriniz.Dakika tutmadığım için veremiyorum.



4-Diğer tarafta şeker ve suyu tencereye alıp kaynatınız...Yaklaşık 7-8 dakika kaynattıktan sonra limonunu sıkıp 3-4 dakika daha kaynatıp ocaktan indiriniz.Soğumaya bırakınız.Tamamen soğuğa yakın bir hal alsın...


5-Fırından çıkan kızrmış kadayıfların üzerine ılık şerbeti dökünüz.


Mintinin Minik Notları:

*Sıcak şerbetle sıcak tatlıyı buluşturursanız hamurlaşır.
*Şerbeti kadayıfların üzerine kaşıkla ara ara gezdirin üzerinin kuru kalmaması için.

*Kadayıflar yeterince yağlandığı için tepsiyi yağlamanıza yada yağlı kağıt kullanmanıza gerek kalmıyor.

*Eğer soğuk bir havada yapacaksanız tatlınızı tereyağı donacağı için fincandan rahat çıkarmanız için fincanı ara ara ıslatabilirsiniz.Ancak seri olmanızı öneriyorum yine de.

*Ben yazın yaptığım için bir sıkıntı yaşamadım.
*Eşim daha minik porsiyonlar istedi,bir sonraki yapışımda tek atımlık toplar yapmayı düşünüyorum...
Tatlı çok sıcak şerbet çok soğuk olmamalı buna dikkat edin.Fırından çıkınca ilk sıcağının gitmesini bekleyin. Şerbetiniz de soğuğa yakın bir ılıklıkta olmalı...
*İsterseniz tereyağına birazcık sıvıyağ ekleyebilirsiniz.Ben çok az eklemiştim.


Afiyet olsun





Sevginizi gösterebilmenin bir başka yolu...


 

Sevgimizi göstermenin bir çok yolu vardır değil mi?...
Kimimiz sarılarak,kimiz şiirler yazarak,kimimiz şarkılar dinleterek gösterirz sevgimizi...

Kimi zaman yaptığımız bir yemektir sevgimizin göstergesi,kimi zaman kusursuz hazırlanmış bir masa...Bazen elde gelen çiçeklerdir,bazen minicik bir hediye.Bazen bakışlarda gizlidir seni seviyorum kelimesi,bazen sıcacık bir sarılışta...

Bazen samimi bir dokunuştur yorulan omuzlara...
Bazen ben yanındayım demenin en güzel yoludur el ele tutuşma...
Kimi zaman saçlarını okşarız sevdiğimizin şefkatle,
kimi zaman burnuna dokunarak göz kırparız yapılan munzurluklara..

Kimi zaman hasret kokan mektuplar yazılır yürekteki sevdalıklara...Kimi zaman mendiller atılır sevdiceğin geçtiği yollara...

Kimi zaman yollar gözlenir,kimi zaman sadece özlenir...Bazen sesini duymak bile yeterlidir...Bazen boynuna sarılıp ağlasan bile nafiledir...

En nihayetinde yürekteki sevginin binbir türlü gösterilişi vardır...siz yeterki gösterin sevdiğinize sevginizi...

Eşinize,çocuğunuza,annenize,babanıza,kardeşinize,arkadaşınıza,komşunuza yada çok sevdiğiniz bir başkasına.....

Ama nolur geç olmadan "seni seviyorum" deyin en yakınınıza...
Hayat çok kısa...
Değmez kırgınlıklara...
Küslüklere dargınlıklara kırgınlıklara yetmeyecek kadar kısa...

Bırakın şımartırım korkusunu...
Bırakın şımarsın en sevdiğiniz size...



İşte sevdiğinize sevginizi anlatmanın bir başka yolu da benden size...

Yapılışı:

İstediğiniz renkteki elişi kağıdını,aynı boyda karelere bölüyorsunuz,üst üste koyarak hepsini birden kalp şeklinde kesiyorsunuz.Yazmak istediğiniz ne varsa minik notlar halinde üzerine tek tek yazıyorsunuz.Tüm kalpleri üstüste getirerek bir köşesini delgeç yardımıyla delip,aynı renkteki iple buradan bağlıyorsunuz.İstediğiniz uzunlukta bırakıyorsunuz ipin boyunu.Ve sevdiğiniz insanın görmesini istediğiniz yere,uçlarından bant yardımıyla,tek tek asıyorsunuz...Kapı girişleri tavsiye edilir bu noktada...

Sonuç :
Tatatataaamm!!! 

Emin olun çok mutlu olacak karşınızdaki....

Haydi sizlerde gösterin sevdiğiniz kişiye,SEVGİNİZİ...

12 Eylül 2014 Cuma

Geçen Hafta Biz... (Konser-Lunapark-Animasyon,Parise gitme sevinci-Okul heyecanı ve çok daha fazlasıyla;Biz...)



 Selamlar herkese,
çok sık yazamıyorum,yaşadıklarımızın hemen her anını elbette paylaşamıyorum.
Blogunu şöyle etkili kullanan,günlük güncelleyebilen arkadaşlarımı tebrik ediyorum.Gerçekten emek isteyen bir iş...Şimdi biraz gezindim de bloğumda o kadar çok eklerim deyip eklemediğim post var ki anlatamam.Mesela 2013 İstanbul gezimize ait sadece 2 post paylaşmışım,bir sonraki post Yerebatan sarnıcı demiş,öööylece kalmışım,üstünden 1 yıl geçmiş düşünün artık...En azından gezdiğimiz yerleri ekleyip,ilerde hatırlamak adına saklamış olmak istiyorum.Ama onu bile yapamıyorum.Tarif yayınlamam ise namümkün sanırım :) 


Neyse efendim neler yaptık geçtiğimiz günlerde Berkay'ın "Canım Kardeşim" çizgifilm kahramanlarına bayıldığını bildiğimden,bir alışveriş merkezine geldiğini duyar duymaz oraya götürdüm.Birlikte güzel zaman geçirdiler.Berkay çok eğlendi çook mutlu oldu.Özellikle "mıncır" a bayıldı :)
O mutlu olunca ben zaten mutluyum demektir :)


Epeydir gitmediğim Defactoya uğrama fırsatı buldum...Yeni cicilere özellikle çiçekli gömleklere gözgezdirdim...Bayıldım...
Etekleri ise tavsiyemdir...Ben bordo bi tane aldım bile :)

 Elbette yolumuz yine Mudo Konseptti...Burada ne var bilmiyorum ama çekiyo beni...Bişey almasam bile uğruyorum muhakkak...
Özellikle home dekorasyon bölümüne...


Bakar mısınız şunlara...İnsanın içi kalıyor resmen...Koltuktaki dekoratif yastıklara ne demeli...şahane bence...


Yok yok ben seviyorum Mudo'yu...Reklam aldım falan sanmayın bu tamamen kişisel tercihim yahu :) Bir de olmazsa olmazım English Home ve Son zamanların trend Home Collection marka ve mekanı olan Madam Coco elbette...English Home kokusuyla,dokusuyla minik çiçekleriyle Madam coco ise cazip fiyatları ve farklı sunum trendleriyle gerçekten bağlıyor kendine.Ben dayanamayıp aldım mesela English Home'un Jasmıne isimli oda kokusunu.100 cc kokulu çubukları olan büyüleneceğiniz bir koku...Şiddetle tavsiye ederim.Lakin çok çabuk bitiyo söyliyim.Buharlaşma ile uçuuup gidiyo.Ama eviniz yasemin ferahlığında kalıyor...



Geçtiğimiz günlerde yine berkaya söz verdiğim üzre luna parka götürdüm.hepsine değil elbette ama kendi seçimi olan bir kaç tanesine bindirince dünyalar onun oldu...

Bu da benim ağzım bi karış açık kalarak izlediğim,binenlerdeki cesareti tebrik ettiğim lakin asssla binemeyeceğim hayaloyuncağım :( 
Ben de o kadar cesaret olsa parasailing yapardım :))) Nerde o cesaret???...


Ve elbette Demet Akalın Konseri...Hani şu 7 deyip 9'da çıktığı konser :)
Ankara Shopping Fest kapsamında düzenlenen eğlenceler.vs vs... Berkayın balonlarla kovalamacası,elinde dürümle beklemeceleri,bakıcam,görücem diye kucaktan inmemeleri :))))))


 Boyama çalışmalarımız...Babamızın İstanbul Mehmet Akif Ersoy Üniversitesindeki denetimini bitirip dönüşünü bekleyişimiz..27 Kasımda Pariste düzenlenecek olan eğitime katılacaklar arasında olduğunu öğrenip onun adına çoook sevinmemiz...Ve zamanın hızla koşuşuna yetişmeye çalışmamız,kış hazırlıklarımız,balkonumuza nane ve soğan ekişimiz,yepyeni cipcici okulumuza başlayışımız ve kolay alışıyor oluşumuz,işlerimiz,nöbetlerimiz,misafir ağırlayışlarımız,uğurlayışlarımız,yaza vedalarımız vs vs.......

Yok yok! yaz yaz bitmez! en iyisi kısa kesmek...Bizden/benden/ailemden şimdilik bu kadar...
Biz çook mutluyuz dilerim burayı okuyan herkesler mutludur.Allahım herkeslere mutluluk ve aile huzuru nasip etsin.Sevdiklerimizi bizden hiiiç uzak etmesin.Herkesin kalbisinde hep aşk olsun...Eşe hürmet olsun...Yuvaya saygı olsun... 
sevgilerimle diyorum...Bu arada Halle Berry 'nin yeni dizisi EXTANT'ı herkese tavsiye ediyorum.Eşimle sıkı takipçisi olduk...By by...

mintiden sevgiler

22 Ağustos 2014 Cuma

Kış Hazırlıklarından Biber Ve Domates Kurutması...


Kurutmalık mevsimi geldiğinde yesem de yemesem de yapıp hazırlayasım vardır hep.
Aslında eşim hiç sevmez kurutmalıkla yapılan kış dolmalarını.
Ama ben severim.
Özellikle kışın yemeğe misafiriniz varsa,ortaya yapılan kurtarıcı lezzetler arasındadır öyle değil mi? 

Nöbet sonrası pazardan aldığım biberlerimin içini boşaltıp eşimle birlikte astık balkonumuza...Domatesleri ise şimdi doğrayıp serdim balkonuma.Aslında kayınvalidem bana 10 kg kadar kurutmuş ama,işte!!! elim değmeden,kendim yapmadan da edemiyorum...Kış hazırlığı yapmaya bayılıyorum.Öyle ki fasulye çıkar çıkmaz fazlasıyla acele edip 4 poşet atıverdim buzdolabına.Biliyorum fasulye için erken ama elim durmaz benim.Yine yaparım arada.

Başka neler yaptım kış hazırlığı olarak hemen yazayım.Vişne reçeli ve Vişne Kompostosu yapıp hazırladım.Bamya kuruttum.Fasulye kuruttum.Semiz otu kuruttum.Fasulyeyi az kuruttuğumdan ilerleyen zamanlarda yine kurutucam inşallah.biber ve domates kurutuyorum.Cin biberi kuruttum kışın yemeklere,sotelere,kavurmalara pul biberinden daha hoş bir acı lezzeti katıyo çünkü.
Eşim geçen kış marketten kurutulmuş cin biberi alıp yemeklerimizin vazgeçilmezi haline getirince bu sene kendim kurutayım istedim.
Kekik kuruttum şuan kavanozumda bile :)

Buzluğa bamya ve az da olsa közlenmiş patlıcan attım.Bezelye atmadım pek sevmiyorum bezelyeyi.daha yapıcak çook kış hazırlığı beni bekliyor ama şuana dek yaptıklarım bunlar...Sırada şeftali reçeli,Eylül ayında dağ çileği çıktığı vakit,dağ çileği reçeli,kışlık menemen bolca,çorbalar için sadece domates konservesi,buzluğa bamya,mısır,fasulye,patlıcan,kızartma,imambayıldılık patlıcan....vs...vs...Daha çok uğraş var bana.Yaptıklarımı yayınlamaya fırsatım olmuyor pek.Bu nedenle yazmakla yetindim.Fırınımda kekim pişerken balkonumu çekip sizlerle paylaşasım geldi.Yoksa her yaptığım kış hazırlığını sanırım paylaşamam..Şimdilik benden bu kadar...Siz de yazın yaptığınız kış hazırlıklarını.Sizlerden de değişik kış hazırlıkları öğrenelim hep birlikte..

Sevgi ve Hürmetlerimle...

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Daha nice mutlu bayramlara...

Geçmiş bayramınız kutlu olsun diyorum evvela...
Bayramlar yalnızlaştı,bayramlar anlamsızlaştı diye kendi kendimizi yemek yerine,eski bayramları arayıp bulmanın yollarına bakmalı bence....
Sevdiklerimiz ziyaret edilmeli,komşu kapısı çalınmalı,büyüklere el öpmeye gidilmeli...hatta miniklere, yakınlardaki komşularda şeker toplama heyecanı yaşatılmalı...Yapmak lazım işte bişeyler...Yokolup gitsin istemiyorum o tadına doyamadığımız,sabah olsun diye heyecandan uyuyamadığımız bayramlar...

Muhakkak herkesin bayramla ilgili klişeleşmiş bir bayram geleneği vardır...Devam etmesini istediğim geleneklerden bir tanesi eşimin babaannesinden hatta daha evvelinden beri süregelen bayram sabahı kızartmasıdır.Eğer bayramı kendi evimizde geçiriyorsak eşim bayram namazından döneceği zamana kadar kızartmaları yapmış kahvaltıyı hazırlamış olmaya çalışıyorum...Yada kayınvalidemdeysek böyle başlıyor günümüz zaten...İkincisi ise ilkini halamızın oluşturduğu bayram sepeti geleneği...Elimden geldiğince her bayram oğluma bayram sepeti hazırlamaya çalışacağım inşallah.İçine onun hoşlanacağı lezzetler...minik hediyeler...mektuplar...vs...vs...Geçen sene Sevilay halamız hazırlayıp sürpriz yapmıştı ben de devam ettirmek istiyorum inşallah...

Gelelim Ramazan bayramımıza...Bayramda Malatya'ya ailemin yanına gitmeyi planladık eşimle...Otobüsler erkenden tükenince birtanecik dayımla çözüme kavuşturduk işi...Dayımla şahane bir akşam yolculuğu yaptık...akşam 17;30 gibi çıktık Ankara'dan.sağolsun Aysel annemler Berkay'ı Kırşehir yol ayrımına getirdiler ve biz zaman kaybetmedik bu vesileyle...Berkay'ı babaannesinden aldıktan sonra Malatya'ya doğru yola devam ettik...Zaman zaman elimizi yüzümüzü yıkadık,kimi zaman berkayı yolda gördüğümüz salıncakta salladık...Pınarbaşında kebaplarla iftarımızı açtık derken vesselam,muhabbet dolu bir yolculuğun akabinde gece 01;30 gibi teyzoşuma indik...Sohbetler edildi...muhabbetler edildi...gece 03'te kurulan sahur sofrasında çaylar içilip,yağlı ekmekler yenildi...muhabbete çaya öylesine kapıldık ki güneşin doğuyor olmasını bile farkedemedik...Yani hiç uyumadan gecemizi geçirmiş olduk ki gerçekten çoook keyifliydi...

Hazırlıkların ardından saat 8;30 gibi köyün yolunu tuttuk...Hem de bir arabada toplam 8 kişiyle:)))Biraz üstüste..biraz tepiş tepiş...ama çalgılı çengili...şarkılı alkışlı,derken köye vardık....Ama amacımız sürpriz yapmak olduğundan anneannemlerin evinin önünde inmeyip,üst bahçesine kadar ilerledik.Arabayı harmana parkedip arka bahçeden içeri sızdık.Cümbür cemaat ağaçların ardına,havuzun arkasına gizlenerek,öncü birlik olarak Berkay'la Cemoş'u gönderdik...İşin garip yani bizim çocuklar bişey var sanıp gitmek istemediler.:))Allahım biz onlaları gönderiyoruz, onlar gerisin geri geliyorlar...Neyse akıllarını çelip,gönderdik bir şekilde ve ardından hurrrra!!!! hep birlikte baskın yaptık...Canlarım benim nasıl da şok oldular!!!...Nasıl da sevindiler bizleri karşılarında görünce...:)))))

Nasıl muziplikti ama...Ailemin en güzel yanı bir muziplik olduğunda, cümbür cemaat her yaştan aile bireyinin olaya dahil oluyor olması...Bi görseniz hep birlikte sürpriz yapıcaz niye nasıl çalılardan çitlerden atladık...Topraklara bata çıka sessiz sedasız eve doğru ilerledik...Herkes birbirini geçirdi çitten...Çocuklar kucaklandı,bayanların ellerinden tutuldu,beyler desteklendi...Sürpriz sonrası evimizin bahçeye bakan arka kapısında mükellef bir köy kahvaltısı yapıldı.Canım dedeciğimin öylesine bereketlidir evi...Hazırlıksız çıka gelen onca kişiye hazırlanan sofrada,bir kuşsütü eksikti.Maşallah, halil ibrahim bereketi bu olsa gerek...

Öyle işte!bayram öncesi günlerimiz de bayramımız da,köyde dolu dolu geçti...Anne-babamı Dedemi anneannemi babaannemi görmüş,ellerini öpmüş,hayır dualarını almış olmanın mutluluğu var şimdi içimde...Onların hayır duasını almış olmak şahane bir duygu...

Unutulmayacak bir bayram yaşadım!!!...Teyzemler,dayım,kuzenler annem ,babam hep bir arada...Sanırım her zaman ele geçirilmeyecek bir mutluluk...Dedemin mutluluğu dünyaya bedeldi...Çocukları yanıbaşında,torunları yanıbaşında...üstelik torunlarının çocukları bıdır bıdır ortalıkta dolaşmakta....

Sabah erkencikten uyanmanın keyfi şahaneydi...Nasıl da özlemişim köyümü....İnanın bana şehirde öğlen saatine kadar uyusanız,köydeki o erken saatte uyanmanın verdiği dinçliği elde edemezsiniz...Köy kahvaltısına ve anneanne yemeklerine doymuş olmanın keyfi var içimde.Anneanne pilavı.Hep söylemişimdir bir kere daha söylüyorum hiç kimse benim anneannem kadar şahane pilav yapamaz...Onun o kokusu,kıvamı...bahçe biberi ve domatesi ve ev yapımı yoğurduyla birlikte hımmm!!!Ellerin dert görmesin canım anneannem benim...

Bu bayram aile bayramıydı....Babaaneme gitmiş olmanın onun ellerini bir kerecik daha koklayarak öpmüş olmanın keyfi var içimde....Çocukluğu geçirdiğim evi gezdirdim eşime...Babaannemin ellerinden öptürdüm...Köyümüzdeki ziyaretleri gezdirdim...Oğluşuma köyde olmanın keyfini yaşatmaya çalıştım.Doya doya toprağa basmasına,arıları,kedileri,kurbağaları,karıncaları izleemesine,açık havada banyo keyfi yaşamasına izin verdim....Kedimiz minişin salatalık yiyişine tanık olduk hep birlikte...Daldan elma kopardık,bostandan domates yedik...Gece elinizi uzatsanız dokunacakmışsınız gibi yakın olan yıldızların,samanyolunun ve şahane gökyüzünün keyfine vardık...Eşimle;büyük ayı,küçük ayı ve diğer takım yıldızlarını bulmaya çalıştık...Oğluma okuduğum okulu gösterdim pek inanamasa da..."Anneciğim burada okula gitmiş olduğuna inanmak istemiyorum"diyor bana,o minicik beyninde annesini nerede görüyorsa :))Sanki annesi oxford mezunu da layık göremiyor o yıkık dökük okula :)))oysa annesi 5yılını geçirdi o virane köy okulunda...

Gece muhabbetleri ettik,çaylar kahveler içtik...Böceklerden korkup birbirimizi ürküttük...Koccaman bir akrebi dayımızın haklamasını ve Memet  kuzişin basket yapıp fırlatıp atmasını izledik...Ağustos böceklerini dinledik..İlk gece 4 kuzen bir yatakta yatalım istedik...Ancak ben hakimiyeti ele geçirip herkesi yataktan aşağı atınca ertesi gün yatakları ayırmak zorunda kaldık :))) kuzen,topuğumun gece yarısı ağzına girmesinden şikayetçi olunca :)) bir de gariplarimin herbiri yatağın bir köşesinde kıvrılıp kalınca bu duruma dayanamadı küçük teyzemin yüreği,haklı olarak...Bana kalsa ohhh!! yatabilirdim yatağa hakim bir vaziyette...:))) Şaka tabisi...Kuzişe duyurulur!!!!


Kalabalık aile olmanın hazzı hiç bir şeyde yok sanırım...Dertlerimizi kederlerimizi mutluluk ve sevinçlerimizi paylaştık bu bayram..Gah elele verip halaylar çektik...gah dizdize gelip kederlendik...Kimi zaman atıştık,kimi zaman çatıştık...Biz bir aileydik..Bir çatı altında hep bir aradaydık çok şükür...Gah incir kabuğunu doldurmayan sebeplerden dolayı parladık,gah canciğer kuzu sarması olup sarıldık...Dedim ya biz bir aileyiz.Asla kopmayacak olan...Varlığıyla her dem mutlu olduğumuz...İyi ki varsınız canım ailem....Bir bayramı sizlerle birlikte geçirme keyfine vardığım için çok mutluyum...Daha nice mutlu bayramlara...

13 Temmuz 2014 Pazar

ROMA-2 (Castel Sant Angelo..Bridge of Hadrian...) Ve Tevere Nehri...


Tevere Nehri
Selamlar herkese...
Ramazan ayının bereketi-rahmeti üzerimize olsun inşallah diyorum...Yine tarif değil bir gezi postu hazırladım sizlere...Bir önceki yazımda kaldığım yerden devam etmek istiyorum izniniz olursa...Yazmak şahane birşey değil mi?...Yazarken aynı anda sohbet ediyor,muhabbet ediyormuş gibi hissediyor insan...Evet evet içinizden gelenleri,içinizden geldiği gibi yazıya dökün bence...Sonrasında çok yakın bir dosta,içini dökmüşçesine rahatlıyor insan...
Yazmayı seviyorum,e seviyorum ki yazıyoruum...:)

Efendim ne demiştik bir önceki yazımızda Vatikan'dan sonra,turdan ayrılıp atıvermiştik Roma sokaklarına kendimizi...

Evet!Vatikanı arkanıza aldığınızda dümdüz ilerleyerek kolaylıkla Castel Sant'angel'a ulaşıveriyorsunuz...Bizim ilk amacımız Vatikan'ın hemen çıkışındaki satıcılardan Vatikan yazan tabak aramak oldu.Eşimin iş yeri yöneticisi rica etmiş,eh biz de üstümüze düşeni yapalım dedik önce onu aradık,hemencecik bulduk...Çok gösterişli bir tabaktı gerçekten.....İçim kalmadı dersem yalan söylemiş olurum...Neyse güle güle kullansın diyelim,ama farklı bir modelini bulsaydım onu verip bu ilk aldığımıza resmen el koyacaktım,şahaneydi çünkü.Ama görüyorsunuz kimse kimsenin nasibini kısmetini yiyemiyor..Sağlıkla kullanılsın diyorum...

Bu arada tam yeri gelmişken söylemeliyim Roma'da birşey alacağınız vakit,"neyse ilerleyen yerlerden bakarım,yada olmazsa tekrar döner alırım" sakın demeyin!!.Çünkü ya vakitsizlikten geçtiğiniz yerlere tekrar dönemiyorsunuz,ya da hoşunuza giden birşeyi bir daha bulamıyorsunuz...Söylemedi demeyin :))Gözünüze takılan,hoşunuza giden birşeyi,o an,alın gitsin...

San Pietro Meydanı Ve San Pietro Bazilikası

Vatikan ile Castel Sant Angelo arası inanılmaz güzel hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu...Yollar ise seyyar satıcılarla...

Allahım nasıl güzel hediyelik eşyalar var anlatamam.Hepsini kucağınıza basıp alasınız geliyor...Opsss!!! Ama alamıyorsunuz...Neden?? Çoook pahalı çünkü...

Offf şaka bi yana resmen el yakıyor hediyelikler...Alışverişlerinizde sokak satıcılarıyla pazarlık yapmanızı öneriyorum.Mağazalarda pazarlık yapmak mümkün değil zaten...Türkiye'de pazarlıktan hoşlanmayan bizler İtalya'da bu konuda başarılıydık gerçekten....Ablam ve ben tarzan ingilizcemizle anlatmaya çalışıyoruz derdimizi genelde...Kimi zaman onlar bizi anlamıyor kimi zaman biz onları...Ama görseniz,bu aşamalar komedia...Bangladeşli müslim satıcılar inanılmaz alem insanlar...Hemen her dilin tarzancasını öğrenmişler...Bizim Türk olduğumuzu anlayınca "batan geminin mallariii bunlar"demeye başlıyorlar biz kahkahadan yıkılıyoruz...Hayır Türkçeyi bilmiyorsun ama sen nasıl öğrendin o ağızları???...Çok komikler ya...Eğer hiç konuşmadan bakınıyorsanız bu kez kimlik taraması yapıyorlar akıllarınca...Tipimize bakarak;Espanole????...French???...Turkish ???...Yea Yea you Turkish!!!...:))

Sonrasında eşimle aralarında başlıyor ingilizce muhabbet...Meğer ülkeye esmer tende insan en çok İspanyollardan ve bizden geliyormuş...Kendilerini esmerden saymıyorlar tabi...:))) Ama kapmışlar hemen her dili...Eee ekmek parası işte...

Neyse dediğimi unutmayın mutlaka sıkı pazarlık yapmak lazım.35 euro olan maskeyi 8 euroya aldık...düşünün artık....

 Castel Sant Angelo

Neyse biz bu incik boncuk işlerine öylesine dalmışız ki zaman hızla akıp gitmiş.Zamanın nasıl aktığının farkına varamayan bizler arayı kapatmak için bu kez başlıyoruz koşar adım uçmaya....
Amaç;az zamanda çok yer görmek...
Ve işte karşımızda Angel Kalesi tüm ihtişamıyla...
 
Castel Sant Angel'a beş kala sokak ressamlarının birbirinden şahane resimler yaptığı  bir yere takılıyoruz gayri ihtiyari....Allahım gerçek bir şaheser herbiri.
Boyaya dokunuyorsunuz...Birinci sınıf el işçiliği...Adam gözlerinizin önünde icra ediyor sanatını.

Ablam el yapımı tablolardan birini alırken öylesine hayran bakıyorum eserlere..."Michelangelo'nun torunu muymuş mübarek ,nerden geliyor bu sanat aşkı"? sorar mısın benim yerime diyorum eşime?...Eşim tercüme ediyor sanatçıya...Sanatçı gülüyor.Onlar eşimle muhabbet ederken biz tablolardan zor da olsa birini seçiyoruz...
Sonra adamı fazla övdüğümü düşünüp, eşime  dönerek "Söyle ona o Michelangelo'nun torunuysa biz de Konstantin'i onların elinden alan Fatih'in torunlarıyız falan diyorum.Bu kez eşim gülüyor :)) "Yürü küçük milliyetçim yürü,adamı öven sensin sonra kızıp böbürlenmesin diyen sensin" deyip bir yandan beni elimden çeke çeke uzaklaştırıyor,diğer yandan "eşim teşekkür ediyormuş" diye lafı değiştiriyor . ...35 eurodan 25 euroya zor düşürüp aldığımız tabloyla yürümeye devam ediyoruz...yola devam... Biz ablamla gülmekten kopuyoruz.

Ve karşımızdaki şahane kaleyi süzüyoruz uzun uzun...Kale şahane ve gösterişli gerçekten.Ancak trejik bir geçmişe sahip aynı zamanda.Biraz da ürkütüyor beni açıkçası izlerken.Eskiden idam mahkumları bu kalede idam edilir ve kafaları kaleden günlerce sallandırılırmış mesela...Yada mahkumlar günlerce aç susuz bırakılarak ölüme mahkum edilirmiş.Romalılar hunhar bir milletmiş açıkçası...Sahip oldukları Arenaları da bunun en açık göstergesi bence.

Düşünsene insanların birbirlerini parçaladıkları,yada insanların aslanlara parçalatıldıkları yermiş Colessium.
Bunu diğer postta yazmak istemedim.Çünkü bu tarz bilgiler var internette.Ama dilimi de tutamadım bu postta işte.Yazdım yazacaklarımı yine.Bence insanlıktan nasibini pek alamamış bir millet Romalılar...Bunca tarihi eseri gezerken,insanlık adına sahip oldukları hunhar ruhtan da haberdarım açıkçası...
 Neyse biz bu yaşanan insnalık dışı olayları görmezden gelip her koyun kendi bacağından asılır diyoruz...Yapmış oldukları bu insanlık dışı olayların muhakkak bir karşılığını göreceklerini umarak yolumuza devam ediyoruz...

Küçük bir bilgi daha sizlere...Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan'ın da bu kalede kaldığı söylenir...

Bundan yüzyıllar önce yaşamış bu milletin nasıl böylesine şahane eserler yaptıklarına,heykellere nasıl böylesine ruh kattıklarına şaşmadan edemiyoruz...
Önünde resim çekip biraz vakit geçiriyoruz.Ama en çokta Tevere Nehrini ve Melekler Köprüsünü izlemeye doyamıyoruz...

  Ponte Sant Angelo-Tevere Nehri
Ve işte...
 Ponte Sant Angelo (Bridge of Hadrian) yada diğer adıyla melekler köprüsü karşımızda...

Bu köprünün yan yüzeyleri travertendenmiş.Zaten bi dokunsanız öylesine yumuşak ve kaygan bir dokuya sahip ki anlatamam...
 

 
Köprüyü süsleyen heykeller ise göz alıcı cinsten.En büyük ve en gösterişli heykelin önünde resim çekiniyoruz elbette.Ve ayrıntıları inceliyoruz...Zamanımız elverdiği ölçüde yaşıyoruz her anı...Her saniye kayboluyoruz hiçlikte...Gökyüzünün mavisi beyazı ,Tevere'nin yeşiline karışıyor,Güneşin sarılığı her bir heykele ruh katıyor adeta...Ve o anı,yaşıyoruz...






Bol bol resim çekiyoruz...Melekler köprüsünde olmanın keyfine varıyor bir de Dan Brown gözüyle bakmaya çalışıyoruz köprüye...

 Melekler ve Şeytanlar kitabını okuyanlar bu köprüyü ve kaleyi çok daha iyi bilirler...Film ve kitabın ardından buralarda dolaşıyor olmak bambaşka bir ruh katıyor gezimize...Kitabı burada tekrar yaşıyoruz adeta...Hala okumayanınız varsa şiddetle tavsiye ediyorum.Yakın takipçisiyim zaten Dan Brown'un çıkan her kitabını almakla kalmıyor bir sonraki ne zaman çıkacak diye heyecanını yaşıyorum.Her bir kitabını yaşayarak yazıyor adeta.Onun anlattığı yerlerde dolaşıyor,onun anlattığı olayların tam merkezinde yer alıyorsunuz.Neyse Dan Brown hayranlığım tuttu yine...
Ne diyordum???

 
Melekler köprüsüne bayılıyoruz...
Yine bu köprü üzerinde,aşıkların köprünün parmaklıklarına taktığı kilitler ilişiyor gözümüze...Onlarca...yüzlerce hatta.İnanışa göre aşıkların bu köprüde taktıkları kilit aşklarıyla birlikte ölümsüzleşiyormuş...İnanış işte!!Oysa belediye zaman zaman yer kalmayan köprüdeki kilitleri tezmizliyormuş,aşıklarsa takmaktan hiiç vazgeçmiyorlarmış... ...Böyle bir kısır döngü işte...



Bu kilitlerin ardından yaslanıyoruz köprünün yanlarına,uzun uzun olmasada hayranlıkla seyre dalıyoruz ünlü Tevere Nehrini...



 Tevere Nehri
Ne Floransa'daki Arno nehri gibi aceleci...Ne de Verona'daki Adige gibi vahşi....Sakin,kendi halinde...Aktığını bile anlamıyorsunuz...Huzur alıyorsunuz izlerken...Doyamıyorsunuz...

Bıraksalar bizi her santimini ayrı ayrı inceleriz sanırım Melekler Köprüsünün ve dahi Roma'nın. Öylesine ihtişamlı...Ancak zamanımızın kısıtlı olmasından mütevellit düşüyoruz yollara yine ...

Biraz dondurma bakınıyoruz etrafta,birara mağaza fitrinlerini seyre dalıyoruz.Zaman zaman kayboluyor ama yüzümüzde pür-neşe elele ilerliyoruz...Sapa bir yola sapıp tamamen kaybolduktan sonra harita okumaya çalışıyoruz hep birlikte...
Amacımız eşimin görmeyi en çok istediği yer olan Panteon...

PANTEON...
???
Bir başka postta elbette... 
Şimdilik benden/bizden bu kadar....En kalb-i sevgilerimle hayırlı Ramazanlar diliyorum...






22 Haziran 2014 Pazar

Roma



Yeni bir günde yeniden merhaba...
Roma... Roma... Roma...
İtiraf ediyorum ki İtalya'ya gidinceye kadar Venedik'e hayrandım Roma'ya değil....Eşim Roma'yı,sahip olduğu sanatsal zenginlikten dolayı görmeyi arzuluyordu ama ben daha çok Venedik'i görmek istiyordum.Ancak gittim,gezdim gördüm ki Roma BAMBAŞKA...
Anlatmakla bitiremeyeceğim,rüya gibi bir şehir Roma...

Aşk Roma'da,Tarih Roma'da,Gizem Roma'da...,
Muhakkak görülmesi gereken ender güzellikte bir şehir...

San Pietro Bazilikası

Nasıl sahip çıkılmış yaşanmışlıklara,tarihe,sanata...Asırlara rağmen Roma aynı heybetiyle ayakta...Mimari bir aşk yatmakta Roma'da,
Ve bir sanat tutkusu...


Gerçekten Rönesans döneminde yaşayan Michelangelo,Rafiel,Lorenzo Bernini,Donetello ve adını hatırlayamadığım daha bir çok sanatçı kusursuz sanat eserleri bırakmış Roma'ya,herbiri birbirinden şahane üstelik.Her bir sanatçı,bir diğerini kıskanmış adeta,çekememiş kendinden daha iyi olan sanatçıyı da,daha iyisini,daha kusursuzunu yapmak için uğraşmış...


Eveeeet!!!
Otelimizdeki mükellef kahvaltının ardından Roma keşfimiz için tur arabamızla çıktık yola ve ilk durağımız Roma Colessium'u oldu...
Kolezyum,Yüzyıllar öncesinden bugüne meydan okurcasına ayakta...
Öylesine görkemli...öylesine heybetli işte...
Hani biz ülkemizde Romalılar dönemlerinden kalma tarihi eserleri görmeye efendim Side'ye,Efes'e vs gideriz ya...
İşte bu eserlerin kalbine yapığımız bir yolculuktu Roma yolculuğumuz...
Hem de hiç deforme olmamış...Hiç bozulmamış haline...
Roma'daki gezimizi bölümlere ayıracak olursak :
1.bölüm Colessium...
2.bölüm Trevi Çeşmesi Ve İspanyol Merdivenleri
3. bölüm ise Vatikan


Colessium

İlk durağımız Kolezyum'du.Verdiğimiz molada bol bol resim çektik ve tarihi geçmişi hakkındaki
bilgileri yedik içtik :)
İsterseniz bilet alarak Colessium'un içini gezebiliyor,ve gladyatörlerin dövüşmek için sıra bekledikleri,kaderlerine yön verilecek anlara tanıklık eden odaları kendi gözlerinizle görebiliyorsunuz.İçerisi daha virane durumda bilginize...Dışardan göründüğü gibi değil anlayacağınız.

 

Tabi ben burada sizlere Romanın tarihi geçmişini Yada Colessium'un tarihteki yerini anlatmayacağım elbette.Bunları yazan ve anlatan gezi blogları fazlaca var...Hem,internet elinizin altında,isterseniz tek bir tıkla bunlara kolayca ulaşabilirsiniz.İşte bu nedenle ben,burada kendi gördüklerimi,gözlemlerimi,tur rehberimizden edindiklerimi aktarmak istiyorum hem size,hem de gelecekteki Minti'ye...
Anı kalsın istiyorum işte...


 Roma'ya gidecek olanlara minik bir bilgilendirmede bulunmak istiyorum.Eğer Roma'da 2-3 gün kalacaksanız müze girişlerini daha ekonomik hale getirebilmek için bizim buradaki Müzekart benzeri bir uygulama olan Romapass'tan yararlanabilirsiniz.Romapass'ı aldığınızda
 ilk iki müzeye ücretsiz girebiliyor,3 gün boyunca Roma'daki tümmm ulaşım araçlarından(tren,metro.otobüs vs...)ücretsiz yararlanabiliyorsunuz ve birçok müzeden de indirimli faydalanabiliyorsunuz...Bizim aracımız olduğundan bu kartı edinmedik ama ilgilenenlere tavsiyemdir.
Hımm!bu arada "Kara Para Aşk" adında,izlemediğim ancak İtalya sempatimden dolayı takılıp ilk bölümüne baktığım ve şuan devam edip etmediğini bile bilmediğim,bir dizi var ilk bölümleri Roma'da çekilen.İzleyen var mı bilmiyorum ?.İşte o dizide Tuğba Büyüküstün'ün Kolezyumun yanında oturup bişeyler içtikleri cafeyi de görmüş oldum...İzlediğimde bayılmıştım Colessium'a karşılarına alarak bişeyler içiyor olmalarına...Ama cici biyer gerçekten...
Neyse Kolezyumdan bu kadar işte...

 İkinci durağımız ; Fountaine de Trevi olarak adlandırılan ve bizim adına "Aşk Çeşmesi"adını verdiğimiz çeşme ve İspanyol merdivenleri oldu...

 Trevi de Fountain

Trevi Çeşmesini "Aşk Çeşmesi"olarak adlandıran tek millet bizleriz bu arada söyliyim..İtalya'da Aşk Çeşmesi nerede diye sorsanız öylece bakarlar yüzünüze...Zaten İtalyanlar bu yönden pek bi garip...Adamlar sizi tınlamıyor adeta...Özellikle mağazalarda birşeyin fiyatını soracak oluyorsunuz "Alacak mısınız?" diye soruyorlar...Almayacak müşterilere karşı tahammülleri yok anlayacağınız.
Pazarlığın P'sinden hoşlanmıyorlar üstelik...
Hani bizim buralarda "Tok Satıcı" derler ya işte aynen öyleler...


 
Neyse konuyu dağıttım iyce ne diyordum?
hıhh!
Aşk çeşmesi...
Biraz duygusal ve dramatik bir millet oluşumuzdan mütevellit böyle bir isim bulmuşuz bu çeşmeye sanırım.Gerçi hoş olmuş bence...Ne yapıyorsunuz aşk çeşmesine gelince?Elinize bir bozuk para alıp,sırtınızı çeşmeye dönüp gözlerinizi kapayarak içinizden bir dilek tutup çeşmeye fırlatıyorsunuz...Eh yapar mı benim eşim böyle bir şey tabiki hayır...Ama benim resmimi atarken çekti elbette.Oraya kadar gidip atmamak olmazdı dimi.Ama dileklerimiz de dualarımız da Allah'a elbette...Öyle taştan çeşmeden dilenecek inanacak insanlar değiliz çok şükür...




Bu arada çeşmeye o kadar çok para atan var ki anlatamam.Çeşmenin dibi para dolu.Buradan toplanan paralar Belediyeye aktarılıyormuş.Ve kimi zaman bir günde 3-4 bin euro para toplanıyormuş buradan...Dedim ya İtalya satmayı,satışı,reklamı iyi yapan bir ülke...Düşünsenize bir çeşme yapıyorsunuz,sonra da işte "Buraya para atan kişi, Roma'ya kesin bir kere daha gelir ve ömrü boyunca mutluluk içinde yaşar" diye bi inanış çıkarıyorsunuz...Ve insanların buraya para yağdırmasını izliyorsunuz... :)
Güzel iş vallahi!!!..

Bunun gibi para basan çok yer var İtalya'da.Mesela Floransa'da bir sokak arasına ağzı açık bir domuz heykeli yapmışlar ve inanışa göre bu domuzun ağzından para atan kişi bolluk ve bereket içinde yaşayacakmış...pehhh!!!Dünyanın heryerinden insanlar toplanmış sıraya girmişler o,iğrenç hayvanın ağzına elini sokarken resim çektirebilmek için....İtalyanlar işini biliyor anlayacağınız...Deli gibi para basıyor ülke...Ülkeye giren paranın haddi hesabı belli değil inanın bana...Bir kişiden aldıkları WC ücreti bile 2 euro...Yani bir kişi;sadece tuvalete günde en az 10 euro para harcamakta...aynı tuvalete günde 1000 kişinin girdiğini düşünecek olursak,varın aylık ve yıllık geliri siz hesap edin artık...Biz tur rehberimize "neyapsak acaba? memuriyeti bırakıp,burada tuvalet işine mi girsek? "demeden edemedik... :)))

İspanyol Merdivenlerini ise ne siz sorun,ne ben söyleyeyim...Hiçç ama hiç bir özelliği olmayan bildiğin merdivenmiş! Adamlar merdivenlerini bile satıyor...Hayır,ne var o merdivenlerin de,dünyanın birçok yerinden akın akın turistler,bir poz resim çektirebilmek için geliyor anlamadım?...
Hoş biz de aynını yaptık :)
Yani ne yapıyorsunuz bu merdivenlerde?
Her turistin yaptığı gibi resim çektiriyorsunuz o kadar.Bu kadar ünlü olmasının sebebini anlamış değilim inanın bana.
Bildiğin altıüstü merdiven...

İspanyol Merdivenleri
Roma turlarında daha ziyade aşk çeşmesinin ve bu anlamsız merdivenlerin reklamları yapılıyor.Bence Roma'daki en gereksiz yerler buralar.Hadi aşk çeşmesine bişey demiyorum,sanat eseri nihayetinde ama İspanyol merdivenleri tam bir fiyasko...Onun yerine Panteon'dan bahsedilmeli...Angel Castle'dan bahsedilmeli...Melekler köprüsünden bahsedilmeli bence...Öyle şahane yerler var ki Roma'da gezmeye doyamayacağınız,eğer giderseniz İspanyol merdivenlerinde fazla zaman öldürmeyin derim.
Tamam görün,resim çekinin,hatta yorulduysanız biraz yayılın,o kadar...
Biz öyle yaptık...



Üçüncü durağımız ise Vatikan oldu...
Bu arada dondurma yiyecekseniz ;Trevi çeşmesi civarında yememenizi tavsiye ediyorum.Zira dondurmanın tadına bu civarda bakarsanız Roma dondurması bu muymuş deyip,gerçek Roma
dondurmasının tadına bakmadan dönmüş olusunuz...Bu civardaki dondurmalar sulu-buzlu bir lezzette... Lütfen dondurma isteğinizi Vatikan yada Panteon gezmenize saklayın...Demedi demeyin...Tecrübe edildi...Bilginize.



Vatikan...
Şehir içindeki devlet...
Evet !!! Vatikan "şehir içinde kalmış devlet" özelliğine sahip tek ülke...

Dili,dini,kuralları,kanunları,bayrağı,nüfusu,gelir ve giderleri sadece kendine ait olan,İtalya sınırları içinde minicik yüzölçümüne sahip,fakat etkisi dünyaca bilinen bir ülke...


İçeriye girme kuyruğunu gördüğünüz an vazgeçeceğinizden eminim.
Biz de öyle yaptık malesef,Bu kuyruk hayatta bitmez deyip, farklı yerlere yelken açarken,tur arkadaşlarımızdan bazıları sabırla bekleyip,girivermişler papalık seçimlerinin yapıldığı,önemli kararların alındığı meclise...Üstelik,o uçsuz bucaksız görünen kuyruk 15 dakika beklemeyle eriyormuş...:(
Bilginize...

Bu arada biz Vatikan'ı gezdikten sonra  saat:13:30da turdan ayrıldık.....
Normalde tur rehberimiz,tekrar aşk çeşmesine götürecekti turdakileri ve serbest zamanı orada verecekti ki bu geri dönüş bize göre zaman kaybı demekti... Bu nedenle biz; geldiğimiz yere tekrar dönmek yerine,görmediğimiz yerleri görmek,daha fazla gezmek için;buluşma noktasını ve saatini 17:30 diye belirledikten sonra rehberimizden ayrıldık.İyiki de ayrılmışız.Çünkü Roma sokaklarında herkesten ve turdan bağımsız dolaşmak şa-ha-ne bir duygu oldu gerçekten...

Bu aşamadan sonraki tur rehberimiz eşim oldu tabiki.
Elimizde Roma haritası,yüreğimizdeki keşif heyecanıyla düştük yollara...
Tek güvencemiz eşimin yabancı diliydi....Bu arada çok iyi ingilizce bilmek de işe yaramıyor bu ülkede maalesef.İtalyanlar ingilizce anlayabilseler bile konuşamıyorlar.Bu nedenle biz derdimizi asıl İtalyanlara anlatmak yerine onlardan daha iyi ingilizce konuşabilen sokak satıcılarına anlatmayı tercih ettik gezi boyunca...


Vatikan'dan ayrıldıktan sonra neler yaptık...Nereleri gördük...Turdakilerin mahrum kaldığı hangi noktaları keşfettik bir sonraki postta anlatırım..Bu yazım biraz uzun oldu sanırım...Şimdilik bu kadar...
Kapanışı da Roma'nın bir giriş kapısını göstererek yapayım bari...
Roma'nın 24 farklı girişi olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım.Boşuna "Tüm yollar Roma'ya çıkar" dememişler sanırım...


İşte Roma'nın tarihi giriş kapılarından sadece bir tanesi...Şimdilik hoşçakalın diyorum...
En kalb-i sevgilerimle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...