17 Ocak 2014 Cuma

Özkaymak Hotel İncekum (Alanya)



Otel gezimizin ayrıntıları hakkında daha evvel yazmıştım ve yine tatilimizin genelinden memnun kaldığımızı da yazmıştım daha evvel.
Dileyenler o yazıma  buradan ulaşabilirler.
Tatil postumu okuduğumda otelle ilgili resimli anlatımımı biraz yetersiz gördüm.Bu nedenle yepyeni bir postla oteli yeniden tanıtmak istedim.
Oteli puanlamamı isteyebilecekler için işte puanlar...
Çocuklu aileler için : 10 puan bir otel
Yemek:                        9 
havuz-deniz:               9
temizlik:                      8
Animasyon:                6
Fiyat performans:      9
oda :                             7
Hizmet :                      10,,,10,,,10
Eğlence:                       5
Dinlenme:                   10


Yemekleri konusunda geçer not aldı bizden 5 yıldızlı konseptte yer alan bu otel...
Her gece muhakkak mangal vs mevcuttu.et sevenler için etin kısıtlanmadığını açık yüreklilikle söyleyebilirim.Üstelik mutfak çalışanları hizmet ve güleryüz konusunda kusursuz...

Havuzu temiz ve sürekli bakımlı...
Yeterli büyüklükte ve kaydırakları inanılmaz eğlenceli.
Çocuklu gidenler için elbette çocuk havuzu mevcut fakat ayağınızın altında olan denizi sayesinde inanın bana hiç ihtiyaç duymuyorsunuz.Denize sıfır olan konumundan dolayı da bizden iyi puan aldı diyebilirim.Ancak denizi için aynı şeyi söyleyemeceğim.Sahilinin ince kum olmasına aldanarak seçmiştik biz lakin 2 metre ilerlemeden kocaman taş ve keskin kaya parçaları başlıyor.Benim gibi yüzmeyi pek bilmeyen ve yakın çevrelerde oyalanlar için bu inanılmaz kötü.Ayağımda ve dizimde minik yaralanmalar oldu mesela.Ama yüzmeyi bilenler atıp kendilerini suya,açılabildikleri kadar açıldıklarından bu pek sorun olmuyordur elbette.Çocuklarını kıyıda kenarda oyalayacaklar içindi bu hatırlatmam...

Sahilinde,kumunda boool bol vakit geçirebilirsiniz...Susporlarından faydalanabiliyorsunuz....Yada sahilinde ücretli deve turu yapabiliyorsunuz...


Otelde yabancı turistler çoğunlukta olduğundan eh! ister istemez animasyonlar da onlara hitap ediyordu.Türk etkinlikleri de hiç olmuyor değil elbette...Ancak çocuklar için miniclub inanılmaz eğlenceli söyliiim. :)



 Yemek yemek için masa,deniz ve havuz kenarında ise asla şezlong ve minder sıkıntısı olmuyor.Üstelik şezlong ve minder ücretsiz.
Snack ikramları, leziz düzenli ve sınırsız ana yemekleri,Coffe Break,gözleme saati ve gece çorbasıyla gerçekten beklenilenin çok üzerinde bir otel.Merak eden yada gitmek isteyenler için özellikle belirtiyorum.
Hergün odanızda suyunuz hazır.

Düzenli temizliği ve sık çarşaf değişimi,çalışanların güzel yüzü gerçekten harika.Özellikle mutfak çalışanlarını sabrı anlayışı ve güleryüzleri için tebrik ediyorum.

 Lobi çalışanları erken saatte bizleri otelin dışında ve kapıda büyük bir içtenlik ve güleryüzle karşıladıkları,bizlere odalarımıza kadar refakat ettikleri için teşekkür etmek istiyorum...Otel tatilini seviyor olsaydım,ve aynı yeri tekrardan görüyor olmak beni/bizi sıkmıyor olsaydı kesinlikle yeniden gideceğim bir otel diyebilirdim.Ancak eşim de,ben de gezip,yepyeni ve bambaşka yerler görme meraklısı olduğumuzdan tekrarı olmayacak bir tatildi diyorum...Ama gideceklere tavsiye ediyorum...

Mintiden kucak dolusu sevgiler herkese...
Siz nerede olursanız olun heeep sevdiklerinizin bacunda olun inşallah.
Çünkü en güzel yer sevdiklerinizin sıcacık kalpleri diyorum...
bir başka gezi postunda buluşuncaya dek 
kendinize iyi bakın...
 sevdiklerinize hep yakın kalın...

5 Ocak 2014 Pazar

Yerebatan Sarnıcı.....


Ve İstanbul Serüveni Devam Ediyor..  
 
Sıcağı sıcağına yazmak gerekiyor biliyorum...Sıcağı geçti onu da biliyorum 
ama 
ben yine de yazmak istiyorum.
Diyorum ya sizlere;öyle çok zamanım olmuyor,olan zamanımı da ya aileme ya da kendime ayırmak istiyorum.
Zamanla insanın öncelikleri mi değişiyor nedir?Bir zamanlar nasıl da heyecanla koşardım blog dünyama.Bazen özlüyorum blogdaşlarımı.onları ziyaret etmeyi,takip etmeyi,yorumlar yazmayı özlüyorum bazen.
Ama öncelliklerim de belli,yapacak bişey yok yani :)

Burası benim anı defterim gibi,ben o gözle bakıyorum.Yaşadığım her anı aktaramıyorum ama kaydadeğer bulduklarımı da eklemeden edemiyorum.Özellikle ilerleyen yıllarda silinip giderse hafızalarımızdan diye korktuğum gezi anlarımı aktarmaya,kayıt altına almaya çalışıyorum.Çünkü zamanla insan bırakın ne yaptığını hatırlamayı,fotoğrafı nerede çektiğini bile hatırlamakta zorlanabiliyor.
Abarttım sanırım :) ama anladınız siz beni.
Yani yıllar geçtikçe gezdiğin anda neler düşündüğünü,neler hissettiğini,neler yaşadığını insan hatırlayamaz gibi geliyor.İşte tam da bu nedenle ilerde okudukça yüzümde\yüzümüzde sıcacık bir gülümseme belirsin diye yazıyorum yaşadıklarımızı.Unutmayalım istiyorum.Unutacak kadar vaktimiz olacak mı bakalım...O da ayrı bir mevzu.Allahım hayırlı ömür versin inşallah diyorum...

Sultanahmet’te bulunan Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında Bizans İmparatoru Justinyen tarafından At Meydanı’nın diğer tarafında bulunan Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmıştır. 

Ağustos ayının  20siydi sanırım yerebatan sarnıcı ziyaretimiz..
Gün boyu gezip durmamıza rağmen günleri iyi değerlendirebilmek ve tek bir anını dahi boşa geçirmemek adına,öğleden sonra karnımız yavaş yavaş acıkmaya başlamasına rağmen,sarnıcı gezmeye karar verdik ablam ve eşimle beraber...

Eşimin bize içecek bişeyler alıp gelmesini beklerken,yorulan ayaklarımızın zonklamasına minicik bir faydası olur belki diyerek,atıvermiştik kendimizi sarnıcın hemen yanındaki oturma yerlerine...
Bir yandan dinlenmeye çalışıp bir yandan da japon kafilesinin sarnıctan ayrılırken ki hallerini inceleme fırsatı bulduk.

Ne yazık!dedim kendi kendime o an;
Japonlar dünyanın öbür ucundan gelip bizim tarihi değerlerimizi inceleme fırsatı buluyor da,ben şu yaşa gelmişim daha yeni görebiliyorum burnumun dibindeki değerleri.
İçin için hayıflandım açıkçası.Biraz üzüldüm,biraz görülmeye değer ne çok yere sahip olduğumuzu düşünerek gururlandım,biraz elin caponuna imrendim :) ama en nihayetinde de gezme imkanlarına sahip olamayan daha nice insan vardır diye düşünerek halime şükrettim.

Dinlenmek için verilen molada,beynimi yorup durmama şaşırdım sonra.

Sonra;karşımdaki Japon kızlarının su perisi kadar pürüzsüz tenlerine ilişti gözlerim.Yarabbim! dedim kendi kendime ne kadar da duru yüzleri...
Japon kızlarının genlerine hayran kaldım bu kez de...Ama sadece ciltlerinin düzgünlüğünden dolayı yoksa genlerime laf ettirmem Elhamdülillah.Bilmem kaç millet toplansa bir Türk edemez yüreğimde diye de iliştireyim hemen.
 Neyse...
Bir yandan gün boyu gezmemizden kaynaklanan ayaklarımın zonklaması,bir yandan beynimden geçirdiğim bunca soru,bir yandan sıcağın tepemize geçmesi derken eşimin uzattığı buz gibi içeçeklerle kendimize geliyoruz ve atıyoruz giriş kuyruğuna kendimizi.Müze kart sahibi olunmasına rağmen kişi başı ödenen 10 tl nin ardından eşimin en çok merak ettiği yerlerden biri olan,bu muhteşem sarnıca giriyoruz nihayet....

MUHTEŞEM....

Kelimemim tam manasıyla akılllara durgunluk verecek derecede muhteşem inşa edilmiş,kocamaaaaaaaan bir yapı.
O zamanın şartlarıyla nasıl inşa edilmiş,neresinden başlanıp neresinden bitirilmiş bilinmez lakin görüğüm yer akılları şaşırtacak cinsten.

Bu şahane yapının büyüsünde olmama rağmen sizler için bilgi toplamayı da ihmal etmedim elbette.

 

"Yerebatan Sarayı" olarak adlandırılıyormuş bu sarnıç vakti zamanında.
145 metre uzunluğunda ve 65 metre genişliğindeymiş.
Yaklaşık 9800 metrekarelik bir alanı kapsamaktaymış
İçerden yüksekliği şaşırtıcı boyutta değil mi?
 
Her bir dizide 28 tane olmak üzere 12 sıra sütun varmış. Toplam sayıları 336 olan sütunlardan 8’i kuzey bölümde Örme kılıf içine alınmış, güneybatıda 37 sütun ise etraflarını çeviren bir dolgu duvarın içinde kalmış.
O zamanlar şehrin su ihtiyacının büyük bölümü bu sarnıçtan karşılanmaktaymış.

 
Sonraları,Belediye tarafından geniş ölçüde temizlik ve onarımdan geçirilen sarnıçtaki su ve dipteki çamur birikintisi boşaltılmış, temizlenmiş, batıdaki ucuna kadar uzanan bir iskele yapılmış, ayrıca kuzeydoğu köşeye de bir platform inşa edilmiş.Hatta bir süre tabanı kuru kalan sarnıca zamanla yeniden su toplanmış.
ve şuanda 1-2 metreye yakın su mevcut.
 


Bol bol resim çektik,inceledik dolaştık ve yavaş yavaş sarnıcın kalbine ulaştık.
İşte eşimin en çok merak ettiği,ablamla değişik varsayımlar paylaştıkları medusa heykeli.
Çok ilginç ve çok değişik.Biraz ürkünç bişey ne bileyim ürperiyor insan işte.Karanlık alanlara doğru flaşlarımızı patlatarak acaba ışık tutulmayan alanlarında neler gizlidir diye soruyoruz birbirimize.
Etrafımızı ağzımız açık izlerken en nihayetinde meraklarımızı celbeden alana geliyoruz...


Medusa heykeline...

Medusa, Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar olarak biliniyor.
Medusa hayata çok güzel bir kız olarak başlamış...Poseidon'un Medusa'nın güzelliğinden başı öylesine dönmüş ki, ona Athena'nın tapınaklarından birinde sahip olmuş.Bu Athena için son derece aşağılayıcı bir davranış olduğundan ezelden beri güzelliğini kıskandığı Medusayı bir Gorgon yaparak cezalandırmış..

Neyse mitolojisine baktığınız da medusayla ilgili daha birçok efsane okuyabilirsiniz.Çok fazla detayına girmek istemedim.İşte o medusanın muhteşem devasa heykeli de ters bir vaziyette Yerebatan sarnıcında durmakta.Ziyaretçiler nedendir bilmiyorum bu heykele sırtlarını dönerek başlarının üzerinden bozuk para atıp duruyorlar...Heykelin çevresi bozuk paralarla dolu...


Görülmeye değer yapılardan biri de sarnıçtaki "ağlayan sütun" olarak bilinen sütundu.Diğer sütunların aksine;üzerinden su sızıyordu ve iliginçtir ki sütunun yüzeyinde göz yaşı damlaları şeklinde şekiller vardı.Diğer tüm sütunların yüzeyi dümdüzken sadece bu sütunun üzerinde gözyaşı sembolleri olduğunu düşünün.Yine diğer tüm sutunların yüzeyi kuruyken sadece üzerinde gözyaşı sembollari bulunan sütundan aşağıya doğru su sızıyor olması ilginç değil mi sizce de?

Eveet!! bu muhteşem yapıya hayran kaldığımızı belirterek,bir kez daha yolumuzun düşebilmesini ümit ederek,çektiğimiz resimler,yaşadığımız tatlı anlarla yavaş yavaş çıkış merdivenlerine doğru yöneliyoruz.
Ve karnımızdan gelen sinyaller doğrultusunda önce karnımızı doyurabileceğimiz bir alan olmak üzere İstanbul sokaklarında gece 11 e kadar sürecek olan gezmemize devam ediyoruz...
Biz İstanbul'u gezmeye doyamıyoruz...

2 Aralık 2013 Pazartesi

Hayırlı bir ömrün olsun oğlum...İyi ki Doğmuşsun,İyi ki benim oğlum olmuşsun...



Daha dün gibi gözlerimin önünde sana ilk dokunduğum an,kokunu içime ilk çektiğim an öylesine tanıdık öylesine yakınımda işte.Nasıl da geçiyor zaman anlayamıyor insan...Bak kocaman 4 seneyi geride bıraktık seninle.Benim tatlı yumurcağım ne iyi yaptın da taçlandırdın mutluluğumuzu,ne iyi yaptın da kanatlandırdın saadetmizi...Mutlu bir yuvanın, birbirlerine hala aşkla bakan bir annebabanın evladısın bebeğim...Bu yüzden sanırım gülenyüz şeklinde,gülücükler atarak ortalıkta dolaşman.......Ben aşkı babacığınla  tattım doya doya.Onun mühür gözlerinde sürgünü yaşadım...İnci tanesi kalbinde saklandım...Acıları,anıları,kaybolmuşlukları,karanlıkları onunla kapattım.Dünyamın ışığını onunla buldum sandığım anda,ışığınla "ben de varım" hayatınızda dedin...İyi ki geldin...

Ahh benim tatlı evladım! O minicik yüreğinle kocaman bir sevgi ektin yüreğime.Gönlümdekileri dilime dökemiyorum bebeğim.Seni anlatırken hiç bir şey eksik kalsın istemiyorum.Sana olan sevgimi,açarak kalbimi görebilsen keşke...Bana yaşattığın o eşsiz mutluluğu,huzuru,gönül ferahlığını anlatmaya dilim dönmüyor ama cümle alem de duysun istiyorum..Anne olmanın muhteşem bir duygu olduğunu anlatmaya lüzum yok sanırım.Senin gibi özel ve duygu yüklü bir çocuğun annesi olmanın ise bir ayıcalık olduğuna inanırım...

Berkay'ım bugün senin doğduğun gün...Dünyanın en güzel duygusunu senin o minik ellerine dokununca hissettim ben.Sen doğdun,ben de doğdum..Yaşanan yıllarımın hepsi uçup gitti seninle..Sanki yaşamaya seninle başladım...

Birlikte kaç yıl daha geçiririz bilinmez,Yüce Allahın bize biçtiği ömür kadardır cümrümüz...Gönül senli bir ömür diler elbette.Lakin annen yanında olmasa bile,bil ki seni sevmekte...Başın her daim dik olsun bebeğim.Vakur ol...Ömrün boyu haini sevme,ham kalmış insana boynunu eğme.Rabbim her dem doğrudan yanadır bunu bil,geçici zevk için,harama değme...Onurunu gururunu,paha biçilmeze dahi,değişme...

Bebeğim!Vatan dediğin namustur bilesin.Sen namusunu hiçbir şeye değişmeyesin.Alnın secdede olsun yavrum gönlün Muhammed'de...Hayatta her ne yapıyor isen Rabbinin rızalığını almak için yap evladım...Sakın haram lokma yeme,harama göz süzme...Akıllı ahlaklı bir insan olacağına ben anne kalbimle inanıyorum.Rabbim izin verdiği sürece bizler yanında olacak ışığın olacağız inşallah...Hayattaki tüm güzellikler senin olsun istiyorum.Uzun,sağlıkla dolu,hayırlarla donanmış, mutlu ve başarılı bir ömür diliyorum anneciğim.

Anneciğin mahrum kaldı çocukluğundan,sen mahrum kalma inşallah benim yaşayamadıklarımdan...Çocukken doya doya gülümse bebeğim,içten kahkahalarının,endişesiz uyanışlarının,kaygısız yarınlarının tadını çıkar...

Dört muhteşem yıl geçirdim seninle, annelik duygusunu pekiştirdin her gün bende, minik ellerin, boncuk gözlerin ve tatlı sözlerin süsledi her günümü... Yüreğimin prensi,bugün sana borçluyum yüzümde ki tebessümü...  :)

26 Kasım 2013 Salı

Nedir özlemek?


Nedir Özlemek?....
Kor ateşlerde dağlanıp kül olmak mı?
Mum alevinde için için yanmak mı?
Yoksa mühür gözlerine uzak durmak mı?...
Şimgi mühür gözlerinin hasretindeyim....
Yürek küskün,dilim suskun gel gayrı....


Bak sensiz geçiyor cevr-i günlerim
Ben senli demlerin ülfetindeyim
Haylaz gülüşünün hasretindeyim...
yürek sensiz,sesim sessiz gel gayrı...
Gözlerini gözlerime ser gayrı...




sevda nedir bilenlere....
aşkın dilini çözenlere
hasretle yanıp,özleyenlere ithaftır...

Nedendir bilinmez yine sessizlik kapladı ruhumu,dilim çözüldü,kelimeler dilimden değil taa yürekten döküldü...bir garip his....
Bir tatlı serzeniş...

Mintiye aittir her bir kelam,her bir dokunuş.


Benim kalemimdir,benim elemim.Bu benim sesimdir benim kederim...


8 Kasım 2013 Cuma

iyiki doğmuşsun can yoldaşım

Sevgi nedir?
Aşkla yanıp kavrulmaktır...sensiz nefessiz kalmaktır...
Tek bir canda can bulmaktır...O cana baki kalmaktır...

Sevgi EMEKTİR... AŞKA EMEK VERMEKTİR...
Sevmek;belki bin defa ölebilmektir...SEVMEK;sen,sen diyebilmektir....




  

Sevmek;bir tek mumun alevinde cayır cayır yanabilmektir.
Sevmek "Senli" bir eksende "Sen" yokken de kalabilmektir.
Sevmek;savaşçı yüreğinin,gardını indirebilmektir... :)
SEVGİ EMEKTİR....
Sevgi "SEN" demektir...
Senle geçen ömre şükretmektir...
İyi ki doğmuşsun canyoldaşım...
İyi ki sevgi dolu yüreğini yüreğime koymuşsun...


Rabbimin verdiği her bir nefesi seninle alabilmeyi diliyorum..Yüreğimin 
HER DEM,böylesine "SENLİ" kalabilmesini diliyorum..Birlikte hayırlı bir ömür diliyorum...






  Her bir kelime  maşuk olmuş bu yüreğe aittir..
.AŞK bu ya;gah ağlatır,gah söyletir...

30 Ağustos 2013 Cuma

Topkapı Sarayı

  
Ve İşte Topkapı  Sarayı...


 Bir sonraki nokta benim çoook merak ettiğim Topkapı Sarayı oldu.Ve ben tek kelimeyle büyülendim.Keşke dolu dolu zamanımız olsaydı da 2 günümüzü hatta abartıp 3 günümüzü sadece Topkapı Sarayını gezmeye ayırsaydık.Zaman kısıtlı olduğundan hızlı çekim gezmeye çalıştık.
Eğer müze kartınız varsa sorun yok,kısa bir kuyruğun ardından hoop diye giriş yapabiliyorsunuz saraya.Ancak daha evvelinden hazırlıklı davranmadıysanız -bizim gibi- vay halinize.Göz alabildiğine uzayan ama Allahtan çok çabuk akan bir kuyruk vardı müzekart gişesinde.
Cancağızlarım o kuyrukta bekleyedursunlar ben İşbankasının bana ve elbetteki tüm müşterilerine tanıdığı Maksimum kart avantajını kullanarak daldım içeriye.
Eğer işbankası maksimum kartınız varsa birkaç yer hariç (Yerebatan sarnıcı 10 tl.Harem girişi 15tl.) yurt genelindeki tüm müze ve örenyerlerine ücretsiz girebiliyorsunuz.
Harem ve yerebatan sarnıcında geçmiyor,sizleri bilgilendirmek isterim bu konuda.

 
 Saray avlusuna adım attık atmasına ama kuyruk işkencesi bitmedi.Bu kez "sesli rehber" alma kuyruğuna giriyorsunuz.Heveslendik,gezdiğimiz yerlerin tarihi hakkındaki bilgileri gezerken dinleriz dedik ve 25 tl karşılığı 1 saatliğine cihazı kiraladık.İnanın bana  hiç tavsiye etmiyorum.çünkü hiç bi işinize yaramıyor.Siz onu dinlerken zaman akıp geçiyor ve siz bulunduğunuz yeri gezmeye konsantre olamıyorsunuz.Neyse ilk 10 dakikadan sonra üçümüzde fırlatıp attık bi kenera ve başladık bu büyüleyici mekanı gezmeye.
 Gerçekten büyüleyici.Şahane Olağanüstü.Anlatmaya kelimelerin yetmediği bir yer...


 Her resmin bir anlamı,bir çekilme nedeni var aslında.
Ancak o kadar çok resim çekmişiz ki hepsini buraya koymamın imkanı yok sanırım.Bu nedenle;bir kaç kareyi birleştirerek anlatayım istedim.

Yukarda gördüğünüz resim" Harem avlusu" .
Tüm saray erkanın karşılaştığı,cariyelerin sultanların harem erkanıyla,harem erkeklerinin-cariyelerle karşılaşabilecekleri tek yer burası.Yine yukarıda sağ alt köşedeki resim ise cariyelerin sıraya girip Hükümdarı selamladıkları yer olarak geçiyor.


 Sağ yukarıdaki resim filli bahçenin üstten bir görünümü.Savaş yıllarında filler bu bahçede tutulurmuş.

Diğer resimler ise;sarayın harem kısmının dış görüntüleri.Tabi yüzyıllar önce buralarda neler yaşandığını,bu görünen yerlerin ne olarak kullanıldığını,buralarda kimlerin ne amaçla dolaştığını bilemiyoruz.
Bazen düşünüyorum da bir sarayda sultan olarak (yani hünkarın kızkardeşi) doğmak şahane bişey olsa gerek.Sultan olarak doğacak,devlet işlerine hiç müdahil olmayacak ve o dönemin  şaşaasının tadını çıkaracaksın. :)


Ve işte Saray Hareminin iç görüntüsü.Duvarlardaki işlemeler,çiniler şahane...

 Burası Valide Taşlığı olarak bilinen;Hükümdarın,annesini ziyarete giderken kullandığı yol.Muhteşem tavanı ve elbette o döneme ait Valide Dairesi....


 Haseki Dairesinin Girişi...


Yukarda 1.Ahmed Hanın Has Odasını görüyorsunuz.
Bu has odayı diğer has odalarından ayıran özellik ise;odanın içinde yemiş odası olarak ayrılan özel bir alanın olması ve o dönemlerde rahata düşkünlüğün sembolü olan ve haremde sadece bu odada bulunan,bir çeşmenin yer alıyor olmasıdır. Bu Has oda Topkapı sarayına sonradan eklenen bir odadır.


Haremde 400'ü aşkın oda ve geniş daireier bulunmakta.Sarayın en alt katında mermerleri bembeyaz olmuş bir süt havuzu bulunmaktaymış.Daha önce hiç duymamıştım.Sarayın ve mutfağın tüm süt ihtiyacı bu havuzdan karşılanmaktaymış.bunların dışında daha neler var?diye insan merak ediyor elbette.3 kat ve 400 odayı turistlerin makul bir zamanda gezemeyecekleri düşünülerek kapatılmış harem ve sarayın diğer kullanım alanları,zİyareti hızlandırabilmek adına.Mesela resimde görülen merdivene ve üst katlara çıkılması da engellenmiş.Topkapı sarayına gelipte Harem bölümünü gezmeden gidenler için söylüyorum gerçekten çok şey kaçırmış oluyorsunuz.Çünkü sarayın en güzel yerleri bu özel alanda ayrılmış diyorum,bilginize...

*******
Haremden çıktıktan sonra Sarayın bahçesini turlayıp en önemli yerlerden birine yine Topkapı Sarayında bulunan Kutsal Emanetleri (Hırka-i Saadet Dairesi ) gezdik.Burada resim izni olmadığından çekemedik ama o muhteşem havayı soluğumuz için binlerce kez şükrettik.Mutlaka gidilmesi gereken ve gözyaşlarınızı tutamayacağınız bir yer.Peygamber efendimiz (S.A.V.)in mübarek sakalı şerifi, mübarek hırka-ı şerifi,Peygamberimizin Mübarek ayak izi,Hz. Fatma r.a.validemizin o mübarek  hırkası,Hz.Hüseyin'in cübbesi,Hz. Ali
'nin,Hz. Ebubekir'in,Hz Ömer'in ve Hz.Osman'ın kılıçları,sahabe kılıçları ve en önemlisi Peygamberimizin o mübarek elleriyle tuttuğu kılıçları,kuranı kerimler ve mekke-i münevvereden getirilen topraklar sergilenmekte.Ve canlı olarak sürekli Kuran-ı kerim okunmaktadır.Bu nedenle bir birçok turistin bile üzerlerine şal alarak girdikleri bu mekanlara bir müslüman olarak daha tertipli girmemiz gerektiğini düşünüyorum ve girişte de belitildiği gibi buna göre giyinmenizi tavsiye ediyorum. Yine bir başka odasında Hz Musa peygamberin asası,Hz.yahyanın el ve kafatası kemikleri,mekkeye ait bir su oluğu ve şuanda hatırlayamayacağım birçok kutsal emaneti görme fırsatı bulduk.

********
Sonrasında yine fotoğraf çekiminin yasak olduğu Topkapı Sarayı Müzesinin Hazine Dairesini gezdik.Burada Sarayda kullanılan değerli eşyalar yakut ve elmaslar,takılar,aynalar ve en önemli parçası olan Kaşıkçı Elmasını görmüş olduk

Topkapı Sarayı gerçekten gezilmeye değer,Her alanı buram buram tarih kokan bir yer....toplam gezi süremiz 5-6 saatti sanırım,doymadık,doyamadık diyorum.Birsonraki postta Yerebatan sarnıcı var...Herşey gönlünüzce olsun diyorum...

mintiden sevgiler

İstanbul ve İstanbul...


 İstanbul...Gitmeyenin içinde kalan ukte,gidenin diline düşen efsane...Gezmekle görmekle bitmeyen, yaşamaya doyum olmayan ama asla yaşanmayacak bir yer olan,dilere pelesenk olmuş ,aşıkların gönlünü fethetmiş şairlerin dilinden düşmeyen şehir...

Bu yaz yolumuz İstanbula'ydı.Tatile gidemeyeceğimizden,içimizi İstanbul ile bi nebze ferahlatalım istedik...Doğru bir seçim olduğunu,dönüş yolunda,yüzlerimizde kalan tatlı tebessümle anladık...Çok gezdik,çok yorulduk,çok eğlendik...Koştuk koştuk ama görmek istediğimiz yerleri bu kadar kısa zamanda bitiremedik...Daha nereler mi var?Nereler yok ki...İstanbul gerçekten doya doya,kana kana içilmesi gereken,her köşesindeki saklı güzelliğin görülmesi,tarihe tanıklık eden yanının tadına varılması ve turizm açısından değerinin bilinmesi gereken bir şehir.


  Gülhane Parkı ile başladı ilk günkü yolculuğumuz...Gülhane Parkı, İstanbul'un Fatih ilçesinde yer alan ve vakt-i zamanında bir yanı Topkapı sarayına açılan,içinde güllerin ve koruların olduğu tarihî bir parktır.Şimdilerde ise tüm halka açık sakin,kafa dinleyeceğiniz bir alan.


Okuduğum Osmanlı kitaplarının ve izlediğim dizinin etkisinden olsa gerek ben hep Osmanlı dönemindeki halini canlandırıp durdum kafamda.Eteklerini salına salına gezen sultanlar,o dönem yaşanan olaylar,entrikalar...Nice nice milletlerin gelip geçtiği,nice milletlerin ayak bastığı toprak;bi düşününsenize...Kimbilir;tarihten başka kimsenin tanık olamadığı,ne olaylar yaşandı oralarda....Neyse biraz fazla etkiliyor sanırım beni Osmanlı tarihi.


Gülhane parkının kuzeyinde yeralan Gotlar Sütunu...  

Soluklanmak için yürüyüşümüze ara verdiğimiz bir anda çekildi kendileri...
 Sonrasında Topkapı Sarayına doğru yola koyulduk...

24 Ocak 2013 Perşembe

Ey! Yüce Rabbim...



EYY!! YÜCE RABBİM
Biz ki Günahları sevabından çok , Aklı dünyaya takılıp kalmış, Kalbi, fani şeylere aldanmış aciz kullarınız...
Sen Öyle Nur, Öyle Rahmansın ki,
Nolur senden uzak kalan biz kullarını kendine yakınlaştır..

Eyy Sevdiklerini sevindirmekten hoşlanan Rabbim !
Şu mübarek gecede sana açılan ellerimizi geri çevirme.
Layığı olamasakta
GÜLLERİN en güzelinin,SEVGİLİLİLERİN en özeliinin
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) in şefaatçilerinden olabilmeyi nasip eyle YARABBİ...
Amin...Mevlid Kandilimiz Mübarek Olsun...

25 Ekim 2012 Perşembe

Alanya Avsallar İncekum...

 
Selamlar herkese ve iyi bayramlar elbette.Herkesin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.Minti,tatile gidip döneli çok oldu elbette,hatta şimdi bayram tatilinde.Zamansızlıktan ancak şimdi ekleyebildi resimleri.Tatil anlayışı;dağ bayır gezip,diyar diyar dolaşmak olan minti ailesi bu sene,ilk kez otel tatili yaptı diyebilirim.Bebeğimizden dolayı öyle zannediyorum ki bundan sonraki tatillerimizi de otel tatili yapmaktan yana kullanacağız.
Aslında güzeldi;deniz kum ve güneş...
Ancak biz eş olarak gezip dolaşma ve en çokta yeni yerler görme meraklısıyız.Bize göre değil esasında koskoca bir haftayı yiyip,içip,yüzüp,güneşlenerek geçirmek...

Biz doğayla bütünleşmeli,dağ bayır çıkmalı,şelaleler görmeli,kanyonlar aşmalıyız,ne bileyim işte yeni yerlerin heyecanını taşımalıyız.Tarihi yerler görmeli yada uzak diyarlara yol almalıyız.Geçen sene Side
'den başlayıp;Manavgat,Antalya konyaaltı,Düden,Kaş,Finike Kemer,Olimpos,Phaselis,Fethiye,Ölüdeniz,Dalyan ve Pamukkale gibi geniş Akdeniz macerasının ardından 6-7 gün aynı yerde kalmak biraz baydı açıkçası.Ama Minti bu...Oradan da zevk almasını mutlu olmasını bildi,bebeği ve eşiyle denizin güneşin ve birlikte olmanın tadını çıkardı elbette.


Yola çıkacağımız güne kadar kesin kararlaştıramadığımız otelimize son anda karar verip,
Kısa sürede hazırlığımızı yapıp,aynı gün düştük yollara.Sabah 7,5ta da varır varmaz otel yönetimi ve çalışanlarının güler yüzü ile karşılandık kapıda.Sabahın erken saatinde odamızda olmamız ve elimizde bavullarla beklemememiz yolculuğun en güzel yanıydı sanırım.Denize sıfır olması,odamızın hem deniz hem havuz manzaralı ve 6.katta olması da çok güzeldi.Aslına bakılırsa gerçekten 5 yıldızdan fazlasını hakeden bir otel.Yemekleri,temizliği,güvenliği,animasyon ekibi, konforu,hizmeti 10 üzerinden gerçekten 10.


 Havuzları;hem yeterince büyük hem de tertemiz.Denizi;sığdan derine ve dalgasızdı.Yemekleri bol çeşitli ve cidden lezizdi.Herşey dahilinde hizmet veren konseptiyle dört dörtlük olan otelin,en keyifli yanlarından biri de elbette sıcacık gözleme keyfiydi.
Sıkılmaya zaman bırakmayacak kadar animasyonu olan otelin;tek eksik yanı animasyonların yabancılara yönelik hazırlanması bence.Otelde türk gördüğümüzde seviniyorduk inanın bana.Eh bu kadar yabancı turist olunca da animasyonların da onlara yönelik hazırlanması normal ama yine de can sıkıcı elbette.


 Çeşitli spor aktivitelerinin yapıldığı otelde,malsef bebeğimizi yalnız bırakmamak adına bu heyecanlı oyunlardan mahrum bıraktık kendimizi.Yoksa birlikte paraşüt keyfi yapmak,güzel bir deneyim olurdu diye düşünüyorum:) 


 Bebeğim için gittiğimiz tatilimizi elbetteki bebeğimizi mutlu etmek için uğraşarak geçirdik.
Geçen sene onsuz gittiğimiz tatilin yarasını,bu seneki tatili onu mutlu ederek geçirmaye çalışarak, ödeştirmeye çalıştık açıkçası.Bol bol yüzdürüp,animasyona katılıp,kumlarla oynatıp,bol bol eğlenmesini sağlayarak geçirdik zamanımızı diyebilirim.


 Büyük keyif aldı minik beyimiz.
Kaydıraklı havuzu ve elbette çocuk havzundan ziyade denizi tercih ettiler kendileri:)
Simiti ve kollarında kolluklarıyla çooook tatlıydı.

Tatille birlikte yeni ev alma talaşını da yaşadık.Tatil dönüşü evimizin içini ,keyfimize göre dekore etmekle uğraştık,hala uğraşıyoruz açıkçası.Yakın bir zamanda havalar daha fazla soğumadan taşınmayı planlıyoruz.ALLAH'ım herkese ev almayı ev sahibi olabilmeyi nasip etsin inşallah diyorum...

1 Eylül 2012 Cumartesi

İçli Köfte Yapılışı ve Püf Noktaları (Malatya Yöresi)


 Herkese selamlar ve sevgiler gönderiyorum,
Bloğuma yazmayalı hayli zaman olmuş farkındayım,farkındayım eskisi kadar vakit ayıramıyorum.Çünkü artık her anımı onunla geçirmemi isteyen yavrucuğuma daha fazla zaman ayırıyorum....Büyüdükçe bana olan bağımlılığı azalacak diye umut ederken arttığını bile söyleyebilirim.Bensiz nefes almayacak boyutta neredeyse:)))
Kreşe başladık bu süre zarfında ve bebeğimin uyumu gayet iyi.Öğretmenleri kolay uyum sağlayan uysal ve çok zeki bir çocuk olduğunu söylüyorlar ve bu,beni mutlu ediyor elbette.

Bu arada koskoca bir yaz geride kaldı neredeyse.Nasıl geçti,neden bu kadar hızlı geçti inanın anlamadım,anlayamadım...Memleket ziyaretleri dışında henüz tatile bir yere gidemedik işin doğrusu...Bu yaz Ankara'yı bekledik.İlk başta geçen seneki dolu dolu geçen tatilimizin ardından bu yıl tatile gitmeyelim istedik.Sonrasında Balıkesir'de bulunan bir arkadaşımıza ziyarete gitmeye karar verdik,ortak arkadaşlarımızla.Oraya gitmişken Ayvalık a geçer bir kaç gün gezer  belki Akçaya uğrarız diye düşünmüştük.Ancak o,plan da yattı.Balıkesir e gideceğimiz arkadaşımız,hamile olduğunu öğrenince, tatili erteleme kararı aldılar eşiyle.ehh!! bize de sessiz sedasız başka bir bahara ertelemek kaldı Balıkesir ziyaretimizi. Bu arada konu arkadaştan bebekten açılmışken Atalya'daki ziyaretine gittiğimiz arkadaşımızın da yeni bir bebeği daha oldu.Yani Eylül'e kardeş gelmiş oldu.Sağlıkla büyüsün inşallah ve darısı isteyenlere olsun...

Nerde kalmıştımm??Hım!!Gerçekleştiremediğimiz tatil planlarımızdan bahsediyordum sahi...
Ankara'ya en yakın yer olan Amasraya gidelim dedik sonra,İnkum da da denize gireriz diye düşündük....Ancak Amasrada 2 günde sıkılacağımızı düşündüğümüzden tekrar Alanya,ya karar verdik 5gece.Anlayacağınız tatil işi için inanılmaz kararsız kaldık.Son olarak Denizlerin gideceği 5 yıldızlı Alanyadaki bir otelden onlar memnun dönerlerse şayet( aynı otelde gözümüz var) rezervasyon yaptıracağız eylülün ikinci haftasına.Bakalım kısmet diyorum ve artık tarifime geçmek istiyorum:))

Bu arada farkındayım arayı fazla açınca çenem düşüyor benim.
Hemen içli köfteme geçmek istiyorum. 
İçli köfteyi geçenlerde;Şeflerin Düellosu isimli bir programda yarışan bir şefin elinde gördüm.Şef; içli köfteyi kelimenin tam manasıyla rezil etti.Hamuru açtı,açamadı,içi koydu kapatamadı,kapattığı yerden tekrar iç dışarı fırladı falan derken ben çıldırdım tabi..Madem beceremeyeceksin neden sürersin elini,bak içli köfte öyle yapılmaz böyle yapılır diyerek girdim mutfağa,o hızla yapıverim kısa zamanda.Bir kısmını eşim için kızarttım tavada.Geri kalan kısmını da bizim oralardaki usulle haşlayıp,üzerine miss gibi tereyağı gezdirerek yedim afiyetle.Umarım sizlerde beğenirsiniz diyerek nasıl yaptığımı anlatmak istiyorum hemen...


İç Malzemleri:
300 gr kıyma
2 adet orta boy kurusoğan
tuz,karabiber,pulbiber
isteğe bağlı birkaç dal maydonoz yada yine isteğe bağlı yarım su bardağı ceviz
1 yemek kaşığı dolusu tereyağı
Hamuru İçin:
1-1.5 su bardağı ince bulgur(250-300gram kadar)
üzerini örtecek kadar sıcak su(tahmini 1-1.5 su bardağı)
1 adet yumurta
kırmızı pulbiber,karabiber,çok çok az kimyon
1 tatlı kaşığı kadar domates salçası
yarım çay bardağı irmik

Yapılışı:
1-İnce bulguru bir kaba aldıktan sonra üzerine pulbiber,karabiber,tuz,ve çok az kimyon atarak karıştırınız.tahminen 1er çay kaşığı koymanız yeterli olacaktır baharatlardan.lakin kimyonu azıcık katın lütfen.üzerini hafif örtecek şekilde sıcak su gezdiriniz ve bulgurun ağzını bir kapak yardımıyla kapatarak ıslanmasına yardımcı olunuz.

2- Islanarak iyice şişen bulgurun üzerine 1 adet yumurtayı,1 tatlı kaşığı salçayı ve irmiği ilave ederek hamur kendini toparlayıncaya kadar iyice yoğurunuz.Yoğurma işlemini hamur macun kıvamına gelipte kendini bırakmaz bir hal alıncaya kadar,arada elinizi ıslatarak yapınız.annemler normalde bu aşamada un da katıyorlar bazen.Ama ben Uzman Tv den aldığım tarifle yaptım ve hiç un katmadım.hamurum da gayet güzel tuttu.

3-Hamurunuzu fazla değil 5-7dakikalık bir dinlenme sürecine alarak iç kısmını hazırlayınız.

4-Bizler Malatya'da içli köftenin içine ceviz katmadan yapıyoruz bu nedenle ben cevizsiz yaptım.Ama "cevizsiz içli köfte mi olur" diyen arkadaşlar varsa onlar,bu tarifin içine sadece ceviz katıp köftelerin içini cevizli harçla doldurabilirler.

5-Tereyağını geniş bir tencere yada tavaya alınız. İnce ince kıydığınız soğanları hafifçe pembeleşene kadar orta ateşte kavurunuz. Daha sonra kıymayı ekleyip suyunu salıp çekinceye kadar kavurmaya devam ediniz.(Kesinlikle sıvıyağ kullanmayınız)

6-İçine isteğe göre ceviz ve baharatlarını ekleyerek 2-3 dakika daha kavurunuz. Ocaktan alınız.İnce kıyım maydonozlarınızı ekledikten sonra iç harcını soğumaya bırakınız.Soğuyan harcı ister bir kaşık yardımıyla isterseniz donan harcı elinizde iyice yoğurup macun kıvamına getirerek köftelerinizin içini doldurabilirsiniz.

7-İçli köfte yapımını nasıl anlatacağımı bilmiyorum.Bunun için sanırım yapılışını daha önceden görmeniz gerekiyor.Yine de anlatmaya çalışacak olursam :
Elinizi suya batırıp kıvama gelen köfte hamurundan cevizden biraz büyük bir parça koparak avucunuzda yuvarlayınız.Ve hamurun orta kısmına ortasına bir delik açınız.Parmağınız yardımıyla köftenin orta kısmını açarak,hamurun bütünlüğünü bozmadan dolmalık malzeme gibi içinde bir oyuk meydana getiriniz.
Hamurdaki delik yeteri kadar büyüdüğünde katılaşan iç harcı içine sokunuz yada dediğim gibi harcı bir kaşık yardımıyla içini doldurunuz.
8-Elinizde hamuru hafif hafif döndürerek ve bastırarak tüm iç malzemeyi hamur ile kaplayınız.Yani açtığınız hamura iç harcını koyduktan sonra düzgünce kapatınız. Kapatacağınız ucu hamuru zedelemeden hafif hafif sıkıp düzeltiniz (fazlalık varsa ucundan koparabilirsiniz.)Bu şekilde hamurun tamamını tek tek açıp,içlerini iç malzemeyle doldurarak kapatıp hazırladığınız tüm köftelerinizi bir tabağa diziniz.

Pişirme İşlemi:
_Haşlayarak pişirmek için:
1-Haşlama yapmak için derin bir kapta suyu kaynatınız, suya tuz ekleyiniz. Köfteleri yavaşça kaynayan suyun içine bırakınız. kaynar suda 2-3 dakika kadar pişiriniz. Sudan çıkarttığınız köfteleri suyunu iyice sızdırdıktan sonra servis tabağına alınız.
2- sos tenceresinde erittiğiniz tereyağının üzerine tuz serperek köpürmesini sağlayınız.Tam bu esneda kırmızı tozbiberi tereyağına ekleyiniz.Yine arzu ederseniz çok az nane ekleyerek kızaran tereyağını servis tabağındaki içli köftelerinin üzerine gezdiriniz ve sunum yapınız.AFİYET OLSUN...
_Kızartarak Pişirmek için:

1-İçli köftelerinizi dilerseniz bol yağ koyduğunuz bir tencerede kızartarak sunum yapabilirsiniz.Lakin ben bol yağda kızartılan köftelerden hoşlanmadığım için teflon tavaya koyduğunuz az miktardaki sıvıyağla köftelerinizi çevirerek kızartmanızı tavsiye edebilirim.Eşim kızarmış sevdiğinden onun köftelerini az yağlı teflonda (haşlama işlemi yapmadan) çevire çevire her yanını kızartarak sunum yaptık.
İçli köfteyi biliyor olmama rağmen yine de hem Uzman Tv'yi hem de Mutfak Sırlarındaki tarifleri yoklayarak ortaya kendi damak tadıma uygun olanı yaptım.Nasıl yemek istediğinize siz karar verin diyorum şimdiden AFİYET OLSUN... 

 

Mintiden Püf Noktaları...
1-İçli köfte yapımında kesinlikle sıvıyağ kullanmayınız.Sıvıyağ hamurun dışına sızacak ve köftelerinizin kolayca dağılmasına sebep olacaktır.

2-İçli köftelerinizi ister hiç yağ kullanmadan yağlı bir kıyma ile hazırlayablir,isterseniz de soğanların kavrulmasını sağlamak amacıyla margarin yada tereyağı kullanabilirsiniz.ben tereyağı kullandım 1 yemek kaşığı kadar.

3-İçli köfteler esasında kızartılırken  o yarı kırmızı turuncumsu rengini alırlar,Lakin yinede köftelerinizin çok beyaz görünmesinden endişeleniyorsanız hamurunuza katacağınız domates salçası kurtarıcınız olacaktır inanın bana.

4-Hamurunuza muhakkak bir yumurta ekleyerek kendiniizi garantiye almanızı tavsiye ediyorum.

5-İçli köfteleri haşlama yaparken kesinlikle karıştırmayınız yada köfteleri yerinden oynatmayınız.Suya koyduğunuz içli köfteler önce tencerenin dibine dalacak 2-3 dakika içinde pişmeyle birlikte su yüzüne çıkacaktır.su yüzeyine yaklaşan köfteler renginden de belli olacağı üzre pişmiş demektir.

mintiden sevgiler

22 Temmuz 2012 Pazar

Arnavut Ciğeri

 Selamlar herkese,
Yazamıyorum,yeni tarifler eklemeye fırsat bulamıyorum ama bloğumdan da ayrı kalamıyorum açıkçası.
Neler yaptık yokluğumuzda Malatya'ya aile ziyaretinde bulunduk(tüm aile:)
Bolbol gezdik eğlendik Malatya dondurması yedik.Ankaradayken en özlediğim lezzetlerden biridir açıkçası.Nefis olur bizim oraların dövme dondurması...
Bu arada izinliydim ve bebeğimle bol vakit geçirdim elbette.Bu seneki tatil planımızda kız arkadaşlarımızla yapacağımız 3günlük bir kaçamak var evvela.Çocukları alıp beyleri evde bırakıp kızkıza gezeceğiz inşallah Ramazan sonrasında.Bu arada Ramazan ayımız mübarek olsun inşallah.Ne yapacağız sıcakları falan filan derken bakın alıştık bile mübarek aya.Rabbim sabrını ve güzelliğini de veriyor elbette.Rabbim bu değerli ayda oruç tutan herkesn oruçlarını ibadet ve dualarını kabul eylesin inşallah.
Gelelim bu günki tarifimize.Ben yaptığım lezzetleri hemen yayınlayamıyorum.Bu nedenle "dün bunu yaptım" yada "bu akşam ki iftarlıklarımız" diye yazan, benim marifetli arkadaşlarımı tüm yüreğimle kutluyorum.Çünkü ben iftardan sonra "offline" konumuna geçiyorum:)
Bu nedenle;daha evvel yapıp görüntülediğim onlarca lezzetimden birini,hazır canlarım içerde uyukluyorlarken ve fırsat bulmuşken yayınlayayım istedim.


Benim arnavut ciğerine olan aşkımı bilmeyen yok sanırım.tabak tabak yesem doymam,o kadar:)).
Ciğer"kelimesini duyunca "iğğ"diyen bir çok kişiyi duyar gibiyim,çünkü bir zamanlar ben de öyleydim.ama yaklaşık 4-5 senedir bayılıyorum bu lezzete.Artık evimde de deniyorum ki inanın bana nefis oluyor.Tavsiye ediyorum.
Hem bereketli hem lezzetli...
Buyrun lütfen tarifine:
 Malzemeler:
300 gram dana ciğeri
1 su bardağı un
kırmızı toz biber
pulbiber
tuz,karabiber
kızartmak için sıvıyağ 
ve elbette arnavut ciğerinin vazgeçilmezi 3-4 adet patates

Yapılışı:
1-Ciğeri dondurucudan çıkarıp biraz çözünmesini bekleyiniz.Henüz tam anlamıyla çözünmemişken küpler halinde doğrayınız.(şekilli doğraması bu şekilde daha kolay olmaktadır.)
2-Yaklaşık 1 su bardağı unun içerisine tuz,karabiber ve çok az pul biber atınız ve doğradığınız küp şeklindeki ciğerleri una bulayınız.Ciğerlerin üzerindeki fazla unu dökülmesi için,bir eleğe koyup sallayarak fazla unu atınız.
3- Derin bir kızartma kabında sıvıyağ kızdırınız. Ciğerleri kızgın yağda 1 dakika boyunca karıştırarak pişiriniz. Kevgir ile süzerek alınız.
4-Kenara aldığınız kızarmış ciğerlerin üzerine toz kırmızı biber serpiniz. Daha önceden kızarttığınız patatesleri üzerine ekleyerek karıştırınız.
5-Yanında yapmış olduğunuz isteğinize uygun salata ile servis yapınız.Yada daha uygunu zeytinyağı,ve sumakla lezzetlendirilmiş soğan piyazı ile servis yapınız.
AFİYET OLSUN...
PÜF NOKTASI:
*Ciğerleri doğradıktan sonra sulu kalmasına izin vermeyiniz.Gerekirse havlu kağıt ile suyunu alabilirsiniz.
*Güzel pişebilmesi için çok iri doğramayınız.
*Kızartma süresi olarak 1-1,5 dakikayı geçirmeyiniz.Kızartma yağında fazla tuttuğunuzda sertleşecektir unutmayınız.
*Arzu ederseniz ununa çok az miktarda kimyon ekleyebilirsiniz.Ama fazla kaçırmayınız.Aksi taktirde ciğerin o enfes koku ve lezzetini bastıracaktır.
 Bu tarifimi sevgili arkadaşım gelibolumun ev sahipliğini yaptığı porselendemlik.düzenlediği İFTAR BEREKETİ ETKİNLİĞİNE gönderiyor ve canım arkadaşım geliboluma kolaylıklar diliyorum:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...