17 Ocak 2012 Salı

Yeşil Mercimek Köftesi

 Karla kaplı Ankara'dan herkese sevgiler gönderiyorum,
Ankara'nın bu karlı halini seviyorum açıkçası,ulaşımla ilgili aksamalara rağmen hem de...
Bence çok yakışıyor kar,Ankara'ya özellikle bahçenizde çam ağaçları varsa.
Onların karla kaplı görüntüsünü izlemeye doyum olmuyoraçıkçası
Elinizde sıcacık kahveniz varsa bir de...
Yeşil mercimek köftesi,Malatya yöresinde sık yapılan bir lezzettir.
Özellikle hanımlar gün yapıyorsa yada komşular biraraya gelecekse;
hemencecik kuruluverir yeşil mercimek köftesi en köşeye,
eh!! devamı mı??
Devamı ve daha fazlası ev sahibesinin maharetli ellerine ve zengin gönlüne kalıyor sanırım:))
Şimdi bu nefis lezzetin tarifine geçelim isterseniz...
Deneyenlere şimdiden afiyet olsun diyorum...
Malzemeler :
  • 1 su bardağı yeşil mercimek
  • 2 su bardağı ince bulgur
  • 1 litre soğuk su
  • 1 su bardağı sıvı yağ
  • 1/2 demet maydanoz
  • 1 adet büyük boy soğan
  • 3 diş sarımsak
  • 3 yemek kaşığı salça
  • Birer tatlı kaşığı karabiber, kimyon ve kırmızı pul biber
  • 1 adet limonun suyu
  • arzuya göre yeşil soğan
Yapılışı :
1-Mercimeği iyice yıkadıktan sonra, tencereye koyup 1 litre suda iyice haşlayınız. Haşlandıktan sonra tencereyi ocaktan alıp, bulguruilave ettikten sonra 15 dk dinlendiriniz,bu sürede bulgurunuz ıslanacaktır.Bulgurunuz pilavdaki gibi diri olmamalı,bu nedenle eğer mercimeğin suyu kafi gelmediyse ve yeterli oranda ıslanmadıysa üzerine sıcak su ilave ederek yoğurulabilecek kıvamda ıslanmasını sağlayınız.

2-.Tavaya sıvı yağı koyup, küçük küçük doğranmış soğanı ve sarımsakları koyup pembeleşince salçayı ve baharatları ilave edip 5 dk kavurunuz.Ve ıslanan bulgur-mercimek karışımının üzerine dökerek yoğurmaya başlayınız.
3- İnce ince kıyılmış maydonozları arzuya göre yeşil soğanları ve 1 adet limonun suyunu ekleyip iyice yoğunuz ve elinizde şekil vermeye çalışınız..Eğer köfteniz elinizde şekil alıyorsa yoğurma işlemini sonlandırıp,cevizden büyük parçalar koparıp şekil vererek servis tabağına dizebilirsiniz.. ve arzu ettiğiniz şekilde süsleyeek servis yapabilirsiniz...
Afiyet olsun.
mintiden sevgiler

15 Ocak 2012 Pazar

Aşure

   Güzel pazarlar herkese,
hastalıklardan uzak,sağlık sıhhat dolu güzel bir gün geçirmiş olmanızı diliyorum,hastalık kelimesinin bizleri üzdüğü şu günlerde...
Perşembe günü Aysel annemi (kayınvalidemi) şiddetli mide ve sırt ağrısıyla Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdük apar topar.
Akut Pankreatit teşhisiyle serviste yatıyor şuanda.Rabbimden acil şifalar diliyorum güzel anneme.
 Biran önce sağlığına kavuşup evine dönmesini diliyorum..İnanılmaz fedakar cefakar bir insandır kendisi,
hastanede yattığı şu günlerde bile kendinden önce bizleri düşünüp üzülür,"aman yavrum karda kışta perişan oldunuz,aman yavrum torunumu perişan ettim sizler işinize gidemiyorsunuz" diye üzülüp duruyor hasta haliyle bile.
Allahım sağlık sıhhat versin inşallah.

Bizleri hiiç üzmeyen,hiç kırmayan gerçek bir "anne"dir kendisi.Rabbim onu hiiç incitmesin inşaALLAH diyorum ve Ankaranın kara teslim olduğu şu güzel pazar akşamında sizlere sitemde olmayan,vakti haylidir geçen lakin sofralardan eksik olmaması için pek de zamana ihtiyaç duyulmayan bir lezzetin tarifini vemek istiyorum sizlere...
AŞURE...
Ben bayılıyorum bu lezzete.
Eşimin sevmemesine rağmen sadece kendim için bile pişirebilirim inanın bana.Aşure vakti; yapıp komşulara dağıttığım, hatta iş arkadaşlarıma bile götürdüğüm bu enfes lezzetin tarifini vermek ise bu güne kısmetmiş...
Buyrun lütfen tarife...

MALZEMELER                              ÜZERİ İÇİN
2 SU BARDAĞI AŞURELİK BUĞDAY       1FİNCAN FINDIK
1 SU BARDAĞI NOHUT                     1 FİNCAN BADEM
1 SU BARDAĞI KURUFASULYE            2 FİNCAN CEVİZ
2 SU BARDAĞI ŞEKER                      TARÇIN
1-1,5 ÇAY KAŞIĞI TUZ
8 ADET İNCİR
6 ADET KAYISI KURUSU
2 FİNCAN SARI ÇEKİRDEKSİZ ÜZÜM
1 FİNCAN KUŞÜZÜMÜ
SU,1/2 ÇAY KAŞIĞI TUZ
YARIM FİNCAN PİRİNÇ
                           

YAPILIŞI
1-Buğday,nohut ve fasulyeyi 8-10 saat evvelinden ıslatın...(Ben derin dondurucuya daha evvelden haşlayıp attığım nohut ve fasulyeleri kullandım.Buğdayı ise;üzerini geçecek kadar suyla doldurup,bir taşım kaynattıktan sonra altını kapatıp,kapağı kapalı şekilde akşamdan ıslanmaya bıraktım.

2-Haşladığınız nohut ve fasulyeleri ıslattığınız buğdayın içine ekleyerek pişirmeye başlayınız.Beraberinde pirinci de yıkayıp katınızve yaklaşık 1-1,5 çay kaşığı kadar tuz ilave ediniz.

3-Yaklaşık 10-15 dadika kaynamalarını sağlayarak özlenmelerini bekleyiniz.Kesinlikle buğdayınızı haşladığınız yada ıslattığınız suyunu dökmeyiniz.Buğdayın haşlanan suyu aşurenizin daha kıvamlı olmasını sağlayacaktır.

4-Yıkadığınız kayısı ve incir kurularını küçük küçük doğrayarak aşurenize ilave ediniz.Sıcak suda 

5 dakika beklettiğiniz sarı üzümlerive şekerini de de ilave ederek 10 dakika kadar daha kaynatınız.(şeker oranını damak tadınıza göre tadına bakarak daha az yada daha çok ekleyebilirsiiniz)

6-Aşurenizin kıvamını sıcak su ilavesiyle dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz.

7-Şeker oranı da istediğiniz gibiyse ocağı kapatıp,kaselere paylaştırarak üzerini arzu ettiğiniz çerez çeşitleriyle süsleyebilirsiniz..

 NOT:
a)Dilerseniz içine ocaktan indirmeden önce portakal kabuğu da rendeleyebilirsiniz.hoş bir aroması oluyor.
b)Dilerseniz çerezleri pişerken de ilave edebilirsiniz.ben pişmiş çerez tadını sevmediğimden sadece üzerine ilave ettim.
c)Cevizi pişerken katarsanız aşurenizin kararmasına neden olursunuz.
d)Daha beyaz aşure isteyenler suyuna 1 bardak kadar süt ilave edebilirler.Lain ben katmıyorum.
e)Ben hiç denemedim ama kıvamlı olmadığını düşünüyorsanız yada buğdayınız özleşmedi ise 1 fincan nişastayı suda çırpıp içine katarak kıvamını arttırabilirsiniz.ama genellikle buğdayın özü, kıvamı için yeterli oluyor.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Sıkma Köfte veya Fellah Köftesi


Selamlar yeniden,
Herkese kucak dolusu sevgiler gönderiyorum,
Bugün Malatya usulü bir lezzetle karşınıza çıkmak istedim.Ben,Malatya usulü diyorum çünkü Malatyalıların vazgeçilmez lezzetlerindendir sıkma köfte.Adana yöresinde yada Elazığ tarafında da yapılan bu lezzetin patenti nereye ait olursa olsun,lezzeti tartışılmaz bence.
Kesinlikle denemenizi önerdiğim bir tariftir.Şimdiden afiyet olsun diyerek hemen yapılışını anlatmaya geçiyorum ve sizi bu lezzetle başbaşa bırakıyorum...
Malzemeler:
2 su bardağı köftelik bulgur (Esasında Malatyaya has "yarma" adı verilen unlu ince bir bulgurla yapılır)
5 yemek kaşığı un ( Yarma bulamazsanız köftelik bulgura muhakkak un katmanız gerekir.)
1.5 su bardağı su (ıslatmak için)
1.5 tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı pulbiber
kaşığın ucuyla kimyon
Yoğuruken elinizi ıslatmak maksadıyla 1 kase su

Sos Malzemeleri:
3 adet domates ve kış mevsimindeyseniz 2 y.k.domates salçası

2 adet iri soğan
5 adet sivribiber
¼ demet maydanoz
2 yemek kaşığı tereyağı
2-3 y.k sıvıyağ
1 çay kaşığı tuz 
arzuya göre baharat
YAPILIŞI
1-Bulgurun üzerine tuzu serptikten sonra sıcağa yakın ılık suyla ıslatınız.Suyun üzerini geçmesi yeterli olacaktır.Üzerine bir kapak kapatıp hemen soğumaması için bir bezle üzerini örterek ıslanması için 15 dakika kadar beklemeye bırakınız.

2-15 dakika sonra ununu atıp yoğurma işlemine başlayınız.Elinizi suya batırararak veya köftenin yumuşama durumuna göre hafif su ilave ederek özleşinceye kadar yoğunuz.Köfte hamuru tamamen toparlanacak ve hamurun üzerinde yarılmalar meydana gelmeyecek.Eğer hamuru toparlamanıza rağmen üzerinde çatlamalar meydana geliyorsa hamurunuz dağılabilir.su ilavesiyle bir miktar daha yoğurmanız gerekecektir.Hamur macun kıvamında olmalıdır.

3-Hamurdan misket büyüklüğünde parçalar kopararak orta parmağınız ve avuç içiniz arasında sıktırıp ilerseniz küçük parçalar koparıp yalnızca avucunuzda yuvarlayabilirsiniz.Yuvarlak şekil verilen köfteler tuz tılarak kaynatılmış olan tenceredeki bol suyun içerisine yavaşça salınır.ara sıra tahta kaşığın kulpuyla ileri geri yavaş hareketlerle dağıtmadan karıştırarak haşlayınız.

4-Köfteler hafif havalanınca pişmiş demektir.Sudan çıkartınız.

5-Diğer tarafta bir tavaya tereyağı ve zeytinyağı karışımını koyunuz.Doğranmış kurusoğan ince doğranmış yeşilbiber ve sarımsak ilave edilerek kavrunuz..Üzerine eğer yaz mevsimindeyseniz kabukları soyulup minik doğranan domates,kış mevsimindeyseniz onun yerine 2 yemek kaşığı kadar salça ve tuz ilave ederek kavurmaya devam ediniz.Çok az su ilevesiyle kıvam kazandırabilirsiniz sosunuza. 


6-Üzerine haşlanmış köfteleri ilave edip karıştırınız.2 dakika pişirdikten sonra pulbiber serpip ocaktan indirebilirsiniz.Yine arzuya göre sosuna karabiber kimyon katılabilir ancak ben köftesine kattığımdan sosuna sadece pulbiber ilave ettim.


 Dilerseniz bu lezzetin sosunu hazırlarken kıyma da ilave edebilirsiniz.
Ancak biz Malatyalılar kıyma katmadan yapıyoruz.

1 Ocak 2012 Pazar

Fırında Tavuk Dolma (Yılbaşına Özel...)


 Mutlu Yıllar Herkese,
Mutlu geçen bir seneyi bitirip,yepyeni bir senenin tam başlangıcında bulunuyoruz.Son dönemde yaşadığımız tatsız rahatsızlıkları saymazsak bizim 2011 yılımız gayet güzel geçtiBakalım 2012 bizlere neler getirecek....
.2012'yi karşılama telaşesinin ardından dinlenmeye adanan güzel geçmiş bir pazar gününün akşamındayız.
 Hayranı olduğum Cameron Diaz filmlerinden "Knight and Day" filmini izlemek üzere eşimle laptopun başına geçmek üzereyken,bebeğimin çerez tabağını mutfağın ortasına devirmesiyle başlayan aramızdaki sözsüz ittifakla tüm evi silip temizledikten sonra,arta kalan zamanda bloğumda buldum kendimi
Onlar,baba-oğul "Ejderhanı Nasıl Eğitirsin"filmini izliyorlar
Bana da onları beklemek düşüyor.
Bu arada ben de tarifimi yayınlamak istiyorum herkesin yeni yılını tüm içtenliğimle kutlayarak...


 Malzemeler:
1adet iri boy tavuk
Çeyrek Limon suyu
2 defne yaprağı
tuz
İç Pilav İçin: 
1,5 su bardağı pirinç
2 yemek kaşığı çam fıstığı
1 yemek kaşığı kuşüzümü
4-5 yk. sıvıyağ
1 adet ortaboy kurusoğan
1çay kaşığı karabiber tuz
Üzerine sürmek için.
yarım limon suyu
1 tatlı kaşığı tozşeker
tuz

Yapılışı:
1-Tavuğu birkaç su yıkadıktan sonra tencereye yerleştiriniz.Üzerine limonsuyunu,defne yapraklarını tuzu ve tavuğun yarısına gelecek kadar sıcak suyu ilave ederek haşlamaya başlayınız.

2-Ağır ateşte tavuğun eti hafif diri kalacak kadar haşlayınız.Yani tamamen pişmeyecek ama eti kırmızı da kalmayacak.Göz kararı orta derece haşlayınız.

3-İç pilavı hazırlama işlemine geçmeden önce pirinçleri tuzlu ılık suda yaklaşık 20 dakika kadar bekletmeyi ihmal etmeyiniz.Sıvıyağını tencereye alarak küp doğranmış kurusoğanı hafif sararıncaya kadar kavurduktan sonra üzerine çam fıstıklarını ilave ederek pembeleşinceye kadar kavurunuz.Pirinçleri birkaç su yıkayıp iyice süzdürdükten sona tavaya ilave ederek şeffaflaşıncaya kadar kavurunuz.

4-Tuz ve karabiberi ve beraberinde kuşüzümlerini ekleyerek haşladığımız tavuğun suyundan ilave ediniz.
 (Benim pirinç pilavı ölçüm;
her zaman için 1 su bardağı pirince 1,5 su bardağı su şeklindedir.Tabiki kullanılan pirincin cinsine göre miktar değişmektedir.Ben bu ölçüye göre yapıp eğer suyunu çabuk çektiyse çok az su ilavesi yapabiliyorum.Suyunu kendi bildiğiniz yönteme göre ayarlamanızı tavsiye ediyorum.)

5-Kısık ateşte piriçler suyunu tamamen çekinceye kadar pişiriniz.Haşladığınız tavuğun karın boşluğuna alabildiği kadar iç pilavınızdan doldurunuz.Tavuğun kanatlarını ve butlarını pişerken dağılmaması için bir ip yardımıyla bağlayabilirsiniz yine doldurduğunuz tavuğun karın boşluğunu doldurduktan sonra kırmızı yada yeşil biber yardımıyla kapak yapabilirsiniz.(ben yapmadım,sorun da olmadı)

6-Son olarak doldurduğunuz tavuğu fırına vermeden önce üzerinin nar gibi kızarmasını sağlamak amacıyla yarım limon suyunun içine şeker ve tuz atarak iyice karıştırdıktan sonra fırça yardımıyla yada benim gibi elinizle tavuğun her yerine gelecek şekilde sürünüz.Fırın tepsisisne yerleştiriniz.(Ben fırın tepsisine yağlı kağıt serdim sonrasında temizlik kolaylığı sağlasın diye)Tepsinin boş kalan kısımlarına patates ve kurusoğan dilimlemenizi tavsiye ederim.200 derecelik fırında üzeri tamamen kızarıncaya kadar pişriniz.

7-Servis tabağına pilavınızı,patates ve kurusoğan dilimlerinizi  ve tavuğunuzu yerleştirerek ve arzu ettiğiniz şekilde süsleyerek servis yapabilirsiniz.


Yılbaşı gecelerinin vazgeçilmezi olan bu lezzeti,bu tarifle denemenizi tavsiye ediyorum.
Ben bu tarifi Emine Beder'in Yılbaşı Sofrası için hazırlamış olduğu bir dergiden yaptım.
Sonuç gerçekten harika oluyor tavsiye ediyorum...
Yılbaşı sofrası olacak diye bir kaide yok elbette yapıp ,pişirin ve sevdiklerinizle bu özel lezzeti kendi sofranızda paylaşın...
Şimdiden AFİYET OLSUN diyorum...

 Yepyeni bir yıl olan 2012'nin herşeyden önce sağlık ve sıhhat getirmesini istiyorum.
Herşeyin başı sağlık diyorum.Eşim,bebeğim,kendim ve tüm sevdiklerim için ilk önce SAĞLIK istiyorum.
Ardından aile huzurumuzun hiç bozulmamasını temenni ediyorum.Eve giripte kapıyı kapattıktan sonraki herşey silinip gidiyor ve elde sadece evindeki huzur kalıyor değil mi?
İşte bu nedenle HUZURUMUZ,MUTLULUĞUMUZ,AŞKIMIZ,SEVGİ VE SAYGIMIZ,MUHABBET VE DOSTLUĞUMUZ,GÜVEN VE SADAKATİMİZ hep daim olsun istiyorum...
2012 BAŞARI ve PARAnın da yılı olsun elbette.
Yeni bir ev,yeni bir araba,belki yeni bir diyar olsun ufukta:))
2011 tatilini aratmayacak güzellikte,güzel bir TATİL olsun:)))

Ben isteklere dileklere başlamayayım en iyisi.
Uzaar gider çünkü...
Herkes için güzel olacak,DOSTLUK,KARDEŞLİK VE BARIŞ içerisinde geçecek bir sene olsun istiyorum.
Bu sene anneler hiç ağlamasın,yavrular yetim kalmasın istiyorum...
Tüm herkesin yüreğine derin muhabbet ve sevgilerimi gönderiyor bir kez daha 
MUTLU YILLAR
diliyorum...
mintiden sevgiler

25 Aralık 2011 Pazar

Yalancı Felafel...


Selamlar diyorum ve mutlu pazarlar diliyorum herkese,
Huzuru mutluluğu,dinginliği taa içimde hissediyorum bu akşam,sevdiceğim yanıbaşımda yakınımda ya.sağlıklı ve selamette ya.binlerce kez şükürler ediyorum Yaradan Rabbime...
15 gün süren Hindistan yolculuğu vuslata erdi nihayet... 
Tam karşımda mışıl mışıl uyuyan yarim,babannesiyle şefkat dolu bir oyuna tutuşan miniğim ve en nihayetinde huzur dolu bir kalple ben ...
Çok oldu yazmayalı değil mi?...
Tembellik yapıyorum bu aralar...bekleyen ne çok tarif var oysa...neyse yayınlarım inşaallah sırayla...
Evet dostlar çok şükür bebeğim iyi,ben iyiyim,sevdiklerim iyi ve sevdiceğim evinde...

Bir hayli zaman evvel önce yapıp denediğim yalancı felafellerimi yayınlamak geldi bu akşam içimden.Yalancı diyorum çünkü;gerçeğinde hem bulgur,hem daha fazla nohut,hem de kişniş olur,bilirim.Ben bunları katmadan artan nohutumu değerlendirmek amacıyla yapıp kızartıvermiştim hemencecik,ve adına da yalancı felafel demiştim.Yapan,tadan varmı?benim tarifimi bilemem ama nasıl yapıldığını anlatıvereyim hemen....

Unu biraz fazla oldu benim lezzetimin şimdiden söyleyeyim.Öyle bu lezzeti yapıpta felalefel lezzetini aramak yok.çünkü öyle hissedilir derecede nohut lezzeti yok içinde.
Dedim ya işte!
yalancı felafel diye:))

Malzemeler:
  • 1 su bardağı haşlanmış nohut
  • 1adet küçük soğan
  • 1 yumurta
  • tuz
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • 2 diş sarımsak
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 1 çay kaşığı kabartma tozu
  • 4-5 yemek kaşığı un
  • Kızartmak için sıvıyağ
Hazırlanması:
  1. Nohutu ve soğanı mutfak robotuna koyunuz. tuz, pulbiber, sarımsak ve kimyonu ekleyerek püre haline getirmeden ezilmelerini sağlayınız.
  2. Kabartma tozunu,yumurtayı ve 4 yemek kaşığı unu ekleyip karıştırınız. Elinize yapışmayan bir kıvama gelene kadar un eklemeye devam ediniz. Karışımı bir kaba alıp, üzerini kapatıp dolapta 15-20 dakika kadar bekleyiniz.
  3. Beklettikten sonra köfte harcından küçük parçalar koparıp yuvarlayınız ve sıvıyağ koyduğunuz yapışmayan bir tavada renkleri altınsarısı oluncaya kadar kızartınız.

Güzel bir hafta diliyorum;çalışan çalışmayan herkese,evinde yada işyerinde,ailesiyle yada gurbette olan herkese,herkese muhabbet dolu,sevgi dolu,dostluk-kardeşlik dolu güzel bir hafta diliyorum...
Yüreğinizden eksik olmasın şefkatiniz,sevginiz,
dudaklarınızdan eksik olmasın inşallah gülümsemeniz...
En kalb-i sevgilerimle

18 Aralık 2011 Pazar

2. Yaşgünü Pastamız...

 Selamlar herkese...
İnanılmaz yoğun günler hızla gelip geçiyor ve ben neler yaşıyorum neler...
Bakınsanıza 1 aralıkta çekilen bu görüntüleri bile yeni ekleme fırsatım oldu.
Neler yaşandı bir önceki posttan bu zamana kadar diye soracak olursanız;salı günü yaşadığım talihsiz olayla başlayayım anlatmaya.

Nöbet çıkışı eve gelip tam dinlenmeye geçeceğim bir sırada bebeğimin çantamdan aldığı bir hapı ağzından çıkarırken gördüm.O telaşla 114 zehirlenme hattını arayarak buscopanın bebekler üzerindeki etkisini öğrenmek istedim,aldığım bilgiyle olası bir durumla karşılaşmamak için bebeğimi alıp Sami Ulus Çocuk Hastanesine götürdüm.Bir şüpheyle götürdüğüm hastaneden 24 saat ayrılamadım.İsteğim dışında bebeğimin midesi yıkandı,karbon içirildi ve zorunlu 24 saat müşahade...

24 saatlik bir nöbetin ardından sandalye üzerinde geçirilen bir 24 saat daha.üstelik bebeğimin yok yere gözlerimin önünde ızdırap çekmesi de cabası...Üstelik bel fıtığımın en ağrılı dönemini yaşadığım bir günde..Üstelik babamız yurtdışındayken.kendimi nasıl hissettiğimi anlatamam bile...sadece yaşamak lazım bunu.Allahım kayınvalidem ve kayınpederimden razı olsun,biran yalnız bırakmadılar bizi.Birde hayırlı komşumuz Erhan abiler...Gerçekten Allahım herkese hayırlı komşu hayırlı aile nasip etsin diyorum.

Neyse zar zor geçirilen ikinci 24 saatin ardından eve gidip hastanenin mikroplarından arınıp temizlenme ve çamaşır yıkama işlemi.Ardından o günün akşamına gelecek olan sevgili anneanne ve dedem için kayınvalidemin yardımıyla yemek hazırlığım ve elbetteki günün akşamında AŞTİye gidip terminalden dedemlerin alınması.
Anlayacağınız neredeyse hiç dinlenmeden geçirilen 56 saat...

Neyse geldi geçti diyelim,dinlendim,tontonlarımı rahat ettirip yüzleri gülerek bugün uğurladım.İnanılmaz mutlu oldum onları ağırlamaktan.Bu ilk evime gelişleriydi.Canlarım benim,benim için onca yolu aşıp geldiler ve beni çooooook mutlu ettiler.şimdi yoldalar akşama varacaklar inşallah...

Bu arada elbette en büyük eksiğim sevdiceğim...Hala Hindistanda...Dubaiden sonra Hindistanda 15 gün kalacaklardı.Vuslata 7 gün kaldı:))
Allahım benim için esirgeyip korusun yarimi,dedikten sonra gelelim doğumgünümüze....

Bu sene bebeğime iki doğumgünü tertip ettik.İlki Malatyada anneannesi ve teyzelerinin düzenlediği doğumgünüydü.Buradan bir kez daha teşekkür ediyoruz anneannemize güzel doğumgünü kutlaması için.Ve aldığı cici cici kıyafetler,oyuncaklar için.
Halamızın Afganistandan gelmesi,küçük halamızın dedemizin yanımızda hazır bulunması güzel bir ikinci doğumgünü kutlaması için nedenler oluverdi.Küçük halamız ve babaannemiz balon ve süsleme işiyle ben de menü hazırlıklarıyla alakadar olunca ortaya böyle bir görüntü çıkıverdi.
Sonuç ise
Berkayı tek kelieyle mestetti.Hala" iiki dodunn bekkay" diye geziyor ortalıkta.Çok eğlendik gerçekten.
Allahım tekrarını yaşatsın,nice güzel yıllar nasip etsin yavruma...


Aile arasında kutlanan sıcak bir doğumgünü oldu.Menüdeki besmeçler ve lahana sarması babaannemizden,rus salatası küçük halamızdan,geriye kalanlar ise annesinin ellerinden....


Kuzucuğuma geçen sene ahtapotlu doğumgünü pastası hazırlamıştım.
Bu sene ise arabaları özellikle de şimşek mcqueen meraklısı olan miniğime kendi ellerimle hazırlamak istedim araba temalı doğumgünü pastasını.Tamamı şeker hamuruyla kaplı pastaları sağlıklı bulmadığımdan pastanın sadece süslemesinde şeker hamuru kullandım.

Pandispanyasının inceliklerine bu sayfamdan bakabilirsiniz.Ara kreması için bu sayfama tıklayabilirsiniz.Üzeri için 1 su bardağı soğuk kremşanti krem şanti katıp çırparak hazırladım...Pastanın kenarlarını süsledikten sonra Aydınlıkevlerdeki Koza Pastanesinden aldığım şeker hamuruyla araba ve diğer süslemeleri yaptım.
"İyiki doğdun" yazısına küçük halamız yardım etti.Derken son olarak hazır aldığım çikolata sosuyla üzerine berkay yazıp mumlarını takarak dolaba kaldırdım.
Tecrübe ettiğim bir husus;hazır çikolatayla yazdığınız yazının ne kadar ince yazarsanız yazın dağılıp yayıldığı.
Aslında incecik yazdığım yazı yayılarak bozuldu.Tecrübe etmiş oldum.Demekki bir dahaki sefere hazır çikolata sosuyla yazı yazmamak lazım...


Böylece kuzuğumun 2. yılı sağlıkla sıhhatle geride kalmış oldu...Rabbim nice sağlıklı günlerini göstersin inşallah...
Nice senelere kuzucuğum....

mintiden sevgiler

12 Aralık 2011 Pazartesi

Hünkar Beğendi


Hayırlı akşamlar diliyorum,
Yine nöbetteyim ve işyerimden yazıyorum.Böylece evde bebeğimden zaman çalmamış oluyorum.Eşim yine uzaklarda hem de bu kez 15 günlük bir iş seyahatinde.Önce Dubaiye gidip,oradan Hindistanın 3 farklı eyaletindeki ilaç firmalarının ARGE denetimlerini gerçekleştirecekler.Haydarabad ve Mumbai var güzergahlarında.Her zamanki gibi Hindistanın iğrenç baharat kokusundan rahatsız elbette.Sadece meyve ve salata tüketebiliyor o iğrenç ülkede.Şimdiden ülkemi çook özledim diyor, kıyamam hiç.Gerçekten cennet bir ülkede yaşıyoruz bunu bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Eşime yaptığım bir akşam yemeğinin menüsünü tamamlıyordu hünkarların beğendiği bu lezzet.Ben dışarda yapılanla arasında hiç bir fark bulamadım sizlere de denemenizi tavsiye ediyorum.Dışarıda yapılan yemekler mutfaklarımızda yapılamayacak lezzetler değiller esasen,yeterki biz yapmak isteyelim değil mi?
Beğendisi için Malzemeler:
3 adet patlıcan
1 su bardağı süt
1y.k tereyağı
1-2 y.k sıvıyağ
yarım çay bardağı kaşar rendesi
tuz,karabiber
2 y.k un
tuz

Et için Malzemeler:

Terbiyesi için:
biberiye
1 adet kurusoğan
yarım çay bardağı süt

Eti pişirmek için:
300 gram dana eti
1 yemek kaşığı salça
1 küçük kurusoğan(isteğe göre minik bir sarımsak)
tuz,karabiber



Beğendi Sosunun Hazırlanışı:
1-Patlıcanları ocağın üzerinde közleyip kabuklarını soyunuz.Ve bir bıçak yardımıyla iyice eziniz.

2. Tencereye çok az miktardahi sıvıyağın içinde unu kavurunuz.Dilerseniz çok az miktarda tereyağı ekleyebilirsiniz,lakin ben çok ağır olmasını istemediğimden eklemedim.Kavurduğunuz un çok pembeleşmeden sütü yavaş yavaş ilave ederek tuzunu ekleyiniz.Kıvam kazanıncaya kadar karıştırmaya devam ediniz.

3-Sosun içine ezilmiş patlıcanları ekleyerek karıştırınız.Bu aşamada dilerseniz rendelenmiş kaşar peyniri de ilave edebilirsiniz

Etin Hazırlanışı:
1-Etin sert olabileceğinden şüphelendiğiniz durumda bir gün önceden marine etmenizi tavsiye ediyorum.Ben marine UZMAN TV deki marine yöntemini kullanıyorum.Bunun için bir gece önceden etin içine 1 çay bardağına yakın miktardaki sütü dökünüz.İçerisine bir dal taze biberiye ve küçük bir adet kurusoğanı doğrayarak(süt ve soğan içindeki asitler etin içindeki sinirlerin yumuşamasını sağlayacaktır) iyice bastırıp ağzını streçfilmle sarıp buzdolabınızda bir gece bekletebilirsiniz.Etinizin lokum gibi yumuşacık ve daha leziz olacağını göreceksiniz.

2-Etiniz suyunu salıp tekrar çekinceye kadar önce yüksek ısıda 5 dakika,kısık ateşte ise 45 dakika pişiriniz.Bu süre zarfında saldığı suyu tekrar çekecek ve kendi yağında kavrulmaya başlayacaktır.İçine ince kıyılmış soğanları atarak kavurunuz.Salçasını ve tuzunu ilave ederek iyice kavurduktan sonra çok az sıcak su ilavesiyle kıvam kazandırınız.

***Beğendiyi servis yapacağınız tabağa aldıktan sonra,üzerine pişirdiğiniz etleri yerleştiriniz.Ve arzu ettiğiniz şekilde süsleyerek servis yapınız.
AFİYET OLSUN...

8 Aralık 2011 Perşembe

zeytinyağlı brokoli




İşte size miniğimin sevdiği tek sebze...
Brokoli...
Normalde sebze ve meyvelerle pek arası yok,ama iş brokoli yemeye gelince inanılmaz mutlu oluyor işte.
Ben buna da şükür diyorum ve elimden geldiğince mutlu olabileceği aralıklarla yapıp yedirmeye gayret gösteriyorum...


Malzemeler:
2 adet ortaboy patates
brokoli(arzu ettiğiniz mktarda
2-3 y.k. sıvıyağ
1 adet kurusoğan
1 y.k.salça
tuz
Hazırlanışı:
 1-Kurusoğanı küçük doğrayıp sıvıyağda pembeleştiriniz.Üzerine salçayı ilave edip kavurunuz.Küp küp doğradığınız patatesleri ilave ederek salçayla birlikte bir kaç kez karıştırıp üzerini örtecek miktarda sıcak su ilave ediniz.

2-Brokoliler çabuk pişeceğinden patatesler hafif yumuşamaya başladığında ilave ediniz.Tuz ve isteğe göre çok az pulbiber ilavesiyle brokoliler pişip yumşayıncaya kadar pişiriniz.Patatesler suyu çok çekerse sıcak su ilave edebilirsiniz.
AFİYET OLSUN...

3 Aralık 2011 Cumartesi

Miniğim 2 Yaşında...(1 Aralık 02:50)

 1 Aralık  2009 02:50
bebeğimin doğumgününe ithafen :)
 Annesinin küçük sevgilisi,
nasıl da akıp geçiyor zaman,nasıl da büyüyorsun gözlerimin önünde.
Kıyamadığım,bir damlacık gözyaşına bile dayanamadığım miniğim,bugün seni kollarıma alışımın 2.yıldönümü.
Bebeğim;her anne bebeğini sever elbet,ama benim sana olan aşkım bambaşka.Rabbim esirgesin seni ve tüm annelerin yavrularını küçüğüm,sen benim nadide çiçeğimsin.
Bugün;her istediğini kelimelerinle dile getirebilen,isteklerinin başına "nütfenn anne nütfeeen"eklemeyi ihmal etmeyen büyümüşte küçülmüş sevimli bir yumurcaksın.Kollarıma aldığımda savunmasız,korunmasız,o titrek miniğimin yerinde bugün;ne istediğini bilen,özgüveni fazlasıyla yerinde yakışıklı oğlum var işte.

Sen şanslı bebekler arasındasın küçüğüm.
Seni inanılmaz seven bir anne ve babanın ilk evladısın.Sana aşık anneanne ve babaanneye ve iki sevgi dolu dedeye sahipsin.Halaların peşinde pervane zaten.Bizim tek kaygımız sana güzel bir gelecek hazırlayabilmek,ve seni sevgi dolu bir ortamda,yetiştirebilmek.
Minik oğlum,sen annenin dualarının vazgeçilmezi,rüyalarının baş kahramanısın.

Seninle anneliği tatmış olmaktan mutluyum oğlum.
Anneliğin her anına seninle varmış olmaktan,anneliğin en zorlu yanlarını sevginle yenmiş olmaktan mutluyum.Senin annen olmaktan mutluyum.
İyi ki gelmişsin hayatımıza,iyi ki göndermiş seni bize,Yaradan Mevlam...
Diliyorum;güzel bir ömrün olur oğlum.
Diliyorum;üzüntülerin önemsenmeyecek kadar az,sevinç mutluluk ve başarıların her daim çok çok olur.
Diliyorum;aklı başında,karekteri düzgün,özgüveni yerinde,ne istediğini bilen,dilinden duası yüreğinden Allah-Peygamber sevgisi eksik olmayan,ilim öğrenmeye aç,yüreği şefkat ve merhamet dolu olan,komşusu açken kendisi tok yatamayacak kadar yardımsever,bir karış toprağından canı pahasına dahi vazgeçmeyecek kadar vatansever,yedirip içirip yatırmadan gönlünü hoş eylemeden misafirini uğurlamayacak kadar misafirperver,elinden kitabını eksik etmeyen,okumaktan,öğrenmekten hiiç vazgeçmeyen,gözü gönlü tok,dostluğu arkaşdaşlığı muhabbeti seven,güler yüzlü,iyi huylu,tatlı dilli ve hayırlı bir insan olursun bebeğim...
Rabbim tahtını da,bahtını da güzel kılsın inşaAllah...

24.ayında çok net konuşabiliyor,isteklerini dile getirebiliyor,renklerden mavi sarı kırmızı yeşil pembe ve siyahı tanıyabiliyor,üçgen,daire ve kareyi birbirlerinden ayırabiliyorsun.1'den 10'a kadar sayabiliyor,peppenin "canım annem" şarkısını bir cümle halinde melodisiyle mırıldanabiliyorsun.Anneannende kutladığımız doğumgünün ardından "ikkii doduuun bekaaay" diye kendine kendine söylenip duruyorsun.Babaannenin tüm emeklerine ve tüm sevgisine rağmen dedene sevgi gösterilerinden vazgeçmiyorsun:)

Hala çıkmayan 6 tane dişin var oğlum.Alt köpek dişlerini ve ikinci azılarını çıkarmadın.Günde 2 su bardağı süt içmeni sağlamaya çalışıyoruz mümkün olduğunca.Sebzelerle ve meyvelerle aran pek iyi sayılmaz ancak brokoliyi ricasız minnetsiz tüketiyorsun.Yemeklerde çok sıkıntı yaşatıyor olmasan da çok yemek yiyen bir çocuk değilsin.Bak çocuk diyorum artık sana...
Çocuk,delikanlı yada yaşlı...Yaşının,yaşantının hangi aşamasında olursan ol sen benim hep bebeğim kalacaksın.Doğum günün kutlu yeni yaşın hayırlı uğurlu olsun miniğim...
İYİ Kİ DOĞMUŞ,İYİ Kİ BENİM BEBEĞİM OLMUŞSUN...

NİCE MUTLU YAŞLARA...

29 Kasım 2011 Salı

Antalya-Kaleiçi...

Antalya...
Nedenini bilmediğim halde için için sevdiğim,ilk kez gördüğüm,gezip beğendiğim,ancak asla Ankara'ya değişmeyeceğim şehir..

Büyük bir önyargım vardı Antalya'ya karşı,sıcakları ve güneşi sevmediğimden dolayıdır sanırım.Hatta "Antalya'ya gitmek için çıldırmış olmam gerek,ne işim var o bunaltıcı sıcaklarda,Karadenizin serin dağ havası varken" der, dururdum kendime.Eşim de güneşten hoşlanmadığı için,hiç aklımıza gelmezdi Antalya'da tatil...
Taki bu yaza kadar.

Aslına bakılırsa "hadi bu yaz Antalya'ya gidelim" şeklinde de gelişmedi olay.
Planımız Fethiye-Dalyan tarafına gitmekti.Sonrasında"Madem onca yolu gideceğiz,bari Antalya üzerinden gidelim de daha fazla yer görelim" şeklinde gelişti olay.Ve çıktık yola.
İyiki de böyle bir seçim yapmışız yoksa önyargılarım hiiiç getirmezdi beni Antalya'ya...

İnanılmaz sıcak bir memeleket...
Biz,eylülde Antalyadaydık ama yapış yapıştık sıcaktan,
ağustostaki halini tahayyül bile edemiyorum ...
 
Side,Aspendos,Düden derken yolumuz bir bakmışız Antalyaya düşüvermiş.Aslında Düden şelalesini gördükten sonra yola devam kararı alacaktık ki ben ısrar ettim ille de Antalya merkezini,bir de şu meşhur Lara ve Konyaaltı pilajını görmek istiyorum diye.
 Derken arabayla kısa bir Antalya merkez turu sonrası,kendimizi Konyaaltı pilajında bulduk.

Ne çok gözümde büyütmüşüm meğer.
Çakıl tarlası mubarek...
Tabi Sidenin incecik kumlarından sonra korkunç berbat geldi bana bu plaj...Ama merakım da gitmiş oldu...Oturup güneşin batışını izlerken hadi Tamerlere gidelim diye geçirdik aklımızdan.
Bu saatte mi?
Evet n'olmuş ki o bizim en yakın dostumuz,evet bu saatte?
Çılgınlığın ta kendisi bu...
Nerde akşam orda sabahtı zaten parolamız...
Alo dostum evde misiniz?dedi eşim,akşamın sekizinde...
"İnanmıyorum,Antalya'damısınız? Hemen gelin bekliyorum" şeklinde gelişen telefon konuşmasının ardından kapanan telefonla,dank etti kafalarımız.
Üzerimiz sırılsıklamdı ve biz dostumuzun evine ilk kez gidiyorduk.Üstelik hamileliğimden dolayı düğünlerine de gidememiştik.
 Peki ne yapmalıydık?
 
Tamam,alışveriş merkezinde buluruz birşeyler dedik ve arabaya koşmaya başladık...
:)))
Bundan sonrasında herşey hızlı çekim...
Akyurt diye kocaman bir lunaparkın yakınlarında Migros'u bulduk.
Hızlı çekim ev görmeye gidebilecek türden bişeyler bulabilme yarışı,ıslak kıyafetlerimizi değiştirme işlemi,döke saça bebek kıyafetleri bulma telaşesi,hediyelik çikolata,derken bir bakmışız kasadayız...
Sonra,hadi bulalım bakalım şu Şarampol caddesini...
Neyse,zar zor Tamer abiyle tramvayın geçtiği cadde üzerinde buluştuk ve evdeyiz.

Özlediğimiz şahane bir muhabbet,uzayıp giden çay-kahve faslının ardından pestilimiz çıkmış vaziyette uyku ve ardından Aysun ablanın şahane kahvaltı böreği eşliğinde muhabbet ve dostluk dolu sıcacık bir kahvaltı...

 
Ardından tamer abi eşliğinde kaleiçi gezmemiz.
Herşeyi hızlı çekimde yaşıyorduk ama doyuyordukta aynı zamanda.
Garip bir duygu işte.
Bir arkadaşım "Kaleiçi labirent gibidir çıkışı bulmak zordur"demişti.
 Eh rehberimiz Antalya'yı avuçiçi gibi bilen biri olunca bize sadece bu tarihi dokunun tadını çıkarmak kaldı...Dur bakiyim ilginç isimli bir yerden geçmiştik kaleiçine giderken...Hımmm buldum,"kebapçılar çarşısıydı" sanırım.Yada "dönerciler caddesi" bilemiyorum.
Ne ilginç değil mi?
Safi kebap kokuyordu adından da anlaşılacağı üzre...


Güzel ve kısa bir yürüyüş sonrasında Kaleiçi'ne geldik,inanılmaz sevilmi burası..
Daracık daracık sokaklardan ve çok güzel restore edilmiş tarihi evlerden oluşmakta....
Tarihi yapılar kaleiçinde devlet koruması altında.Birçok girişi varmış kaleiçinin sanırım ama biz Hadriana kapısından girdik.Birbirinden güzel evler ve çiçekler arasında gezmek öyle hoştu ki...
Birkaç evin kapısından içeri kafamı uzatıp,içeride neler oluyor diye bakmadan edemedim açıkçası.

 Birbirinden güzel süs eşyalarının,hediyelik eşyaların olduğu dükkanlar,restourant ve cafeler,alışveriş imkanı sağlayan minik butikler hepsi çok çok renkliydi gerçekten.Gezimizin sonunda Tamer abinin en çok bahsettiği falezlerdeyiz.Uzun uzun inceliyorum Antalya kalesini ve falezlerin muhteşem görüntüsünü...

Bizimkilerin resim çekmekten pek hazzetmediğini bildiğimden söyleyemiyorum ama eşim de Tamer abim de resim çekmeye nasıl meraklı olduğumu bildiklerinden kıyamıyorlar bana ve yine resim çekiyoruz bol bol...

Güzel bir gezinin ardından vedalaşıp ayrılıyoruz  dostlarımızdan ve Antalya'dan...
Ankara'ya gelmeleri için ısrar ederek ve birlikte Ankara kalesini gezmeye gideceğimize dair sözleşerek...


Böyle işte,renkli Kaleiçinden bu kadar...
Aslına bakarsanız ben Antalya merkezini pek sevmedim.Gördüğüm ilçelerinden Manavgat ve Kaşı ayrı bir şekilde kategoriliyorum tabi.Merkezi cezbetmedi beni.Gerçi cezbedecek kadar da gezmedik pek,belki ondandır...
Ankara mı? Antalya mı ?diye soracak olursanız denizi çoook sevmeme rağmen Ankara derim sanırım..
Yahşi bir cazibesi var bu kentin,seviyorum işte...



Mintiden şimdilik bu kadar...
Bakalım Minti hanım bir sonraki postunda neler yazacak yada hangi tarifini paylaşacak sizlerle...
Yeniden görüşünceye kadar yüreğinizden umudu ve şefkati hiiç eksik etmemeniz dileğiyle.
En kalb-i sevgilerimle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...